ABD yönetimi, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın gelecek hafta New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere yaptığı vize başvurusunu reddetti. Böylece Abbas, ikinci yıl üst üste BM Genel Kurulu’nda hitap edemeyecek. Karar, Filistin’in uluslararası platformda sesini duyurma çabalarına yeni bir darbe indirdi.
Vize Reddi ve Filistin’in Tepkisi
Filistin yönetimi, ABD’nin vize talebini reddetmesini “siyasi bir karar” olarak nitelendirdi. Filistin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu adımın uluslararası hukuka ve BM’nin ev sahibi ülke olarak ABD’nin yükümlülüklerine aykırı olduğu belirtildi. Filistinli yetkililer, ABD’nin bu tutumunun Filistin halkının meşru temsilcilerinin sesini susturmaya yönelik olduğunu savundu.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Genel Sekreteri Saeb Erekat’ın daha önce yaptığı açıklamalarda, ABD’nin vize kısıtlamalarının Filistin’in BM nezdindeki girişimlerini engellemeye yönelik olduğunu ifade etmişti. Abbas’ın konuşma yapmasının engellenmesi, Filistin’in BM Güvenlik Konseyi’nde tam üyelik başvurusu gibi konularda attığı adımların ardından geldi.
ABD’nin Gerekçeleri ve BM’nin Tutumu
ABD yönetimi, vize reddine ilişkin resmi bir gerekçe açıklamadı. Ancak Amerikan yasalarına göre, vize başvurularında “ABD’nin dış politika çıkarlarına aykırı faaliyetlerde bulunma” gibi geniş takdir yetkisi bulunuyor. ABD’nin 1987 tarihli bir yasayla FKÖ’yü “terör örgütü” olarak tanıması ve Filistin yönetimine yönelik kısıtlamalar, vize reddinin arka planında yer alıyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, konuya ilişkin soru üzerine, BM’nin ev sahibi ülke ABD ile iletişim halinde olduğunu ve tüm üye devletlerin BM çalışmalarına katılımının önemini vurguladı. Ancak BM’nin ABD’nin egemenlik hakkına müdahale edemeyeceği de biliniyor.
Abbas’ın BM Konuşmaları ve Filistin’in Diplomatik Mücadelesi
Mahmud Abbas, geçen yıl da BM Genel Kurulu’na katılamamıştı. 2022’de yine vize engeliyle karşılaşan Abbas, konuşmasını video konferans yoluyla yapmıştı. Bu yıl da benzer bir yöntem izlenip izlenmeyeceği belirsiz. Filistin yönetimi, BM platformunu İsrail’in işgal politikalarını ve Filistin halkının yaşadığı zorlukları dünyaya duyurmak için kullanıyor.
Filistin’in 2012’de BM’de “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü kazanması, ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne katılması, ABD ve İsrail’in tepkisini çekmişti. ABD’nin vize kısıtlamaları, Filistin’in bu tür girişimlerini caydırmaya yönelik bir araç olarak görülüyor.
Uluslararası Hukuk ve Ev Sahibi Ülke Yükümlülükleri
1947 tarihli BM Merkezi Anlaşması’na göre, ABD ev sahibi ülke olarak BM üyesi devletlerin temsilcilerine vize vermekle yükümlü. Ancak ABD, güvenlik veya dış politika gerekçesiyle bazı istisnalar uygulayabiliyor. Filistin, bu konuyu BM Genel Kurulu’na taşıyarak ABD’nin yükümlülüklerini ihlal ettiğini savunabilir. Nitekim geçmişte İran, Sudan gibi ülkelere de vize kısıtlaması uygulanmıştı.
Uluslararası hukuk uzmanları, ABD’nin bu tutumunun BM’nin evrensel katılım ilkesine zarar verdiğini belirtiyor. Ancak ABD’nin BM üzerindeki etkisi nedeniyle somut bir yaptırım uygulanması zor görünüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Vize reddi, Orta Doğu barış sürecine ilişkin belirsizliği artırıyor. Filistin yönetimi, ABD’nin arabuluculuğuna olan güvenini yitirmiş durumda. Abbas’ın BM’de konuşamaması, Filistin davasının uluslararası alanda görünürlüğünü azaltabilir. Öte yandan, Arap ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan ABD’ye yönelik eleştirilerin artması bekleniyor.
ABD’nin kararı, aynı zamanda BM’nin tarafsızlığı ve etkinliği tartışmalarını yeniden alevlendirecek. Filistin, destekçisi ülkeler aracılığıyla BM’de bir bildiri yayınlayarak ABD’yi kınayabilir. Ancak BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’nin veto hakkı bulunduğu için bağlayıcı bir karar çıkması olası değil.
Sonuç olarak, ABD’nin Mahmud Abbas’a vize vermemesi, Filistin’in diplomatik mücadelesinde önemli bir engel teşkil ediyor. Bu adım, ABD’nin Filistin yönetimine yönelik baskı politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Filistin’in BM çatısı altında sesini duyurma çabaları, ABD’nin engellemeleriyle karşılaşmaya devam edecek gibi görünüyor. Uluslararası toplumun bu konudaki tutumu ise belirsizliğini koruyor.