ABD ile İran arasında varıldığı bildirilen kapsamlı mutabakat, İsrail yönetiminde şok dalgasına yol açtı. İsrailli üst düzey yetkililer, anlaşmayı 'şok edici' olarak nitelendirerek, Tel Aviv'in beklentilerinin tam tersi yönünde bir gelişme olduğunu ifade etti. Mutabakatın içeriğine dair sızan bilgiler, Tahran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve nükleer programın belirli sınırlamaları içerdiğini gösteriyor. İsrail, bu adımın bölgesel güvenliği tehdit edeceği endişesini taşıyor.
İsrail'in tepkisi büyüyor
Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, İsrail Başbakanlık ofisi mutabakatın detaylarını incelemek üzere acil bir güvenlik toplantısı düzenledi. Toplantıda, ABD'nin İran'la doğrudan müzakere etmesinin İsrail'i 'otobüsün altına atmak' anlamına geldiği yorumları yapıldı. İsrailli bir yetkili, 'Bu anlaşma, İran'ın nükleer silah edinmesine giden yolu açıyor. Biz uyarılarımızı defalarca ilettik ancak dinlenmedik' şeklinde konuştu. ABD Dışişleri Bakanlığı ise anlaşmanın henüz kesinleşmediğini, görüşmelerin sürdüğünü duyurdu. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, İran'ın tam iş birliği yapması halinde yaptırımların kademeli olarak kaldırılabileceği belirtildi.
Anlaşmazlığın perde arkası
ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakerelerin aylardır Umman ve Katar arabuluculuğunda yürütüldüğü biliniyor. Anlaşmanın temel maddeleri arasında İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60'tan yüzde 3.67'ye düşürülmesi, IAEA denetimlerine izin verilmesi ve karşılığında petrol ihracatına yönelik yaptırımların gevşetilmesi yer alıyor. İsrail ise bu adımları yetersiz buluyor. Kudüs merkezli düşünce kuruluşu Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden analist Dr. Michael Milstein, 'Anlaşma, İran'ın nükleer alt yapısını korumasına izin veriyor. Bu geçici bir çözümden öteye gitmiyor' değerlendirmesinde bulundu. Bölgedeki son gelişmeler, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de anlaşmayı endişeyle takip ettiğini gösteriyor.
İran'ın nükleer programına yönelik bu yeni düzenleme, 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (JCPOA) andırıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği anlaşma, Tahran'ın uranyum zenginleştirmesini önemli ölçüde sınırlandırmıştı. Ancak Trump'ın çekilmesi sonrası İran, yükümlülüklerini askıya almış ve zenginleştirme seviyesini yükseltmişti. Uzmanlar, mevcut mutabakatın JCPOA'nın yeniden canlandırılması anlamına geldiğini ancak İran'ın askeri boyuttaki faaliyetlerini kapsamadığını vurguluyor. İsrail, İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki milis güçlerine verdiği destek konusunda da endişelerini dile getiriyor.
Anlaşmaya yönelik tepkiler sadece İsrail'le sınırlı değil. ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçi üyeler, Biden yönetimini İran'a taviz vermekle suçluyor. Senato Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Ted Cruz, anlaşmanın Senato'ya getirilmesi halinde bloke edeceklerini söyledi. Bölgesel düzeyde ise Suudi Arabistan, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmaması için daha sıkı denetimler talep ediyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de anlaşmanın insani boyutunu takip edeceğini duyurdu.
İran'ın iç siyasetinde de farklı sesler yükseliyor. Reformist kanat anlaşmayı desteklerken, muhafazakarlar Batı'ya güvenilmemesi gerektiğini savunuyor. Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın kaynaklar, nükleer programın sivil amaçlı olduğunu ve yaptırımların kaldırılmasının ekonomik fayda sağlayacağını belirtiyor. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, anlaşmanın nihai olmadığını ve müzakerelerin devam ettiğini söyledi.
Bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirebilecek bu mutabakat, İsrail'in askeri seçenekleri yeniden masaya yatırmasına neden oldu. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı planlarını güncellerken, ABD'den de bu yöndeki taleplerini iletiyor. Uzmanlar, ABD ile İsrail arasında derin bir güven bunalımı yaşandığı yorumunu yapıyor. Anlaşmanın Ortadoğu'da kalıcı bir istikrar sağlayıp sağlamayacağı ise belirsizliğini koruyor.