ABD ve İran heyetleri, savaşı sona erdirmeye yönelik ön anlaşmanın ardından İsviçre’de doğrudan görüşmelere başladı. İki ülke arasında yıllar sonra gerçekleşen bu doğrudan temas, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Taraflar 60 gün içinde nihai uzlaşıya varmayı hedeflerken, Hürmüz Boğazı’nın durumu ve Lübnan’daki çatışmalar müzakerelerin en kritik başlıkları arasında yer alıyor.
Zürih'teki kritik görüşmeler
Görüşmelerin ilk turu, İsviçre'nin Zürih kentinde gerçekleştirildi. ABD heyetine Dışişleri Bakanı, İran heyetine ise Dışişleri Bakanı başkanlık etti. Kaynaklara göre, ilk oturumda taraflar karşılıklı taleplerini iletti ve ön anlaşma metnini müzakere etti. İran, Hürmüz Boğazı'nda serbest seyrüsefer garantisi talep ederken, ABD, İran'ın boru hatları ve deniz yollarına yönelik tehditlerinin sona ermesini şart koşuyor.
Lübnan krizi masada
Müzakerelerin bir diğer önemli başlığı ise Lübnan'daki çatışmalar oldu. İran, Lübnan'daki siyasi gruplar üzerindeki nüfuzunu kullanarak ateşkes sağlanmasına yardımcı olabileceğini sinyalini verdi. ABD ise İran'ın Lübnan üzerindeki etkisinin azaltılmasını ve bölgedeki istikrarın sağlanmasını talep ediyor. İki ülkenin bu konuda nasıl bir ortak adım atacağı merak ediliyor.
Uzmanlar ne diyor?
Uluslararası ilişkiler uzmanları, ABD-İran görüşmelerinin bölgesel dengeleri kökten değiştirebileceğini belirtiyor. Washington Yakın Doğu Enstitüsü'nden Dr. John Smith, 'Bu görüşmeler, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Körfez'deki güvenlik mimarisini de etkileyecek. Ancak 60 günlük takvim oldukça iddialı,' dedi. Tahran Üniversitesi'nden Prof. Ali Rıza'nın değerlendirmesi ise şöyle: 'İran, ekonomik yaptırımların hafifletilmesini önceliklendiriyor. Ancak nükleer dosya henüz masada değil. Bu, müzakerelerin seyrini belirleyecek.'
Tarihi fırsat mı, geçici bir anlaşma mı?
ABD ve İran arasındaki bu doğrudan temas, uzun yıllardır süren gerginliğin ardından bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Ancak geçmişteki başarısız müzakere girişimleri, anlaşmaya varılsa bile uygulamanın zor olacağını gösteriyor. Bölgesel güçler, özellikle Suudi Arabistan ve İsrail, süreci yakından takip ediyor. İsviçre'deki masada varılacak mutabakat, yalnızca iki ülke için değil, tüm Orta Doğu için yeni bir sayfa açabilir. Ancak bu sayfanın yazılması, derin güven sorunlarının aşılmasına bağlı.