ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını 25 ila 40 bin asker azaltma planı, NATO müttefikleri arasında güvenlik endişelerine yol açtı. Söz konusu hamle, Washington'un Çin'e yönelik stratejik odağını kaydırdığı yönündeki değerlendirmelerle birleşince, Batı başkentlerinde savunma harcamalarının artırılması ve Avrupa'nın kendi güvenlik mimarisini güçlendirmesi gerekliliği yeniden gündeme geldi. Moskova hattında yürütülen diplomasi trafiği ise belirsizliği derinleştiriyor.
Asker Çekme Planının Detayları
ABD Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Avrupa'dan çekilmesi planlanan asker sayısı 25 ila 40 bin arasında değişiyor. Bu rakam, ABD'nin Avrupa'daki toplam askeri mevcudunun yaklaşık yüzde 20'sine denk geliyor. Çekilmenin kademeli olarak mı yoksa hızlı bir şekilde mi gerçekleşeceği henüz netleşmedi. Pentagon'dan yapılan açıklamada, "Avrupa'daki varlığımızı gözden geçiriyoruz, ancak NATO'ya olan bağlılığımız sürüyor" ifadeleri kullanıldı.
Uzmanlar, bu hamlenin ABD'nin Hint-Pasifik bölgesine yönelik artan önceliğinin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Çin'in askeri modernizasyonu ve Tayvan Boğazı'ndaki gerilim, Washington'un kaynaklarını Asya'ya kaydırmasına neden oluyor. Ancak Avrupa'daki müttefikler, bu durumun Rusya karşısında bir güç boşluğu yaratabileceğinden endişe ediyor.
Avrupa Başkentlerinde Endişe
Almanya, Fransa ve Polonya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, ABD'nin çekilme planını dikkatle izliyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması ve yeteneklerini güçlendirmesi kritik önem taşıyor" dedi. Stoltenberg, ABD'nin çekilmesinin NATO'nun güvenlik garantilerini etkilemeyeceğini savunsa da, Avrupalı liderler aynı iyimserliği paylaşmıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada "Avrupa'nın stratejik özerkliğini" vurgulamıştı. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ise savunma bütçesini artırma sözü vermişti. Ancak uzmanlara göre, Avrupa'nın ABD'nin sağladığı askeri kapasiteyi tek başına ikame etmesi kısa vadede mümkün görünmüyor.
Polonya ve Baltık ülkeleri, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını sürdürdüğü bir ortamda ABD askerlerinin çekilmesini "tehlikeli" olarak nitelendiriyor. Bu ülkeler, NATO'nun doğu kanadının güçlendirilmesi çağrısını yineliyor.
Moskova Hattında Diplomasi Trafiği
ABD'nin çekilme planı, Moskova ile Batı arasındaki diplomasi trafiğini de hızlandırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in son dönemde Avrupa liderleriyle yaptığı görüşmeler ve arabuluculuk çabaları, Ukrayna krizi etrafında yoğunlaşıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "Batı'nın askeri varlığını azaltması, gerilimi düşürmek için bir fırsat olabilir" ifadelerini kullandı.
Ancak Batılı yetkililer, Rusya'nın bu tür açıklamalarını "taktiksel" olarak değerlendiriyor. NATO kaynakları, Moskova'nın askeri yığınak yapmayı sürdürdüğünü ve diplomatik girişimlerin samimi olmadığını öne sürüyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD'nin çekilmesinin Ukrayna'ya yönelik desteği zayıflatabileceği uyarısında bulundu.
Avrupa Tek Başına Ne Yapabilir?
Avrupa'nın ABD olmadan güvenliğini sağlaması, ciddi yapısal zorluklar içeriyor. Avrupa Birliği ülkelerinin toplam savunma harcamaları, ABD'ninkinin yaklaşık üçte biri seviyesinde. Ayrıca, istihbarat, lojistik ve hava gücü gibi kritik alanlarda Avrupa'nın ABD'ye bağımlılığı yüksek. Avrupa Savunma Ajansı'nın verilerine göre, kıta genelinde askeri yeteneklerde ciddi boşluklar bulunuyor.
Son yıllarda Avrupa, ortak savunma projelerine yönelik adımlar attı. Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) ve Avrupa Müdahale Kuvveti gibi girişimler, bu çabaların bir parçası. Ancak bu projelerin etkinliği henüz kanıtlanmadı. Almanya'nın savunma bütçesini GSYİH'nin yüzde 2'sine çıkarma taahhüdü ise yavaş ilerliyor.
Fransa, Avrupa'nın kendi savunma sanayisini güçlendirmesi gerektiğini savunurken, Almanya ve diğer ülkeler ABD ile işbirliğini sürdürmekten yana. Bu görüş ayrılığı, Avrupa'nın ortak bir strateji belirlemesini zorlaştırıyor.
Ukrayna Savaşı ve Bölgesel Etkiler
ABD askerlerinin çekilmesi, Ukrayna savaşının seyrini de etkileyebilir. Batı'nın Kiev'e sağladığı askeri yardım, büyük ölçüde ABD liderliğindeki NATO altyapısına dayanıyor. ABD'nin Avrupa'daki varlığını azaltması, Ukrayna'ya yönelik istihbarat paylaşımı ve eğitim desteğini sınırlayabilir. Bu durum, Rusya'nın cephede avantaj elde etmesine yol açabilir.
Öte yandan, Avrupa ülkeleri Ukrayna'ya yönelik askeri yardımlarını artırma sinyali veriyor. Almanya, Ukrayna'ya Leopard tankları ve hava savunma sistemleri sağlamayı taahhüt etti. Fransa ise uzun menzilli füze tedarikini değerlendiriyor. Ancak bu yardımların ABD'nin sağladığı kapasiteyi tam olarak telafi etmesi zor görünüyor.
Gelecekte Ne Bekleniyor?
ABD'nin Avrupa'dan asker çekme planı, önümüzdeki aylarda NATO zirvelerinde ve ikili görüşmelerde ana gündem maddesi olacak. Avrupa'nın savunma harcamalarını artırma taahhütleri, ABD'nin çekilme kararını yumuşatabilir. Ancak Washington'un stratejik önceliğini Asya'ya kaydırması, Avrupa'nın uzun vadede kendi güvenliğini üstlenmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.
Bu süreçte Türkiye'nin rolü de kritik. NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, Avrupa'nın savunma mimarisinde denge unsuru olabilir. Ankara, hem Rusya hem de Batı ile diyalog kanallarını açık tutarak, bölgesel istikrar için arabuluculuk yapabilir. Ancak Türkiye'nin kendi güvenlik öncelikleri ve Suriye, Irak gibi bölgelerdeki askeri varlığı, bu rolü sınırlayabilir.
Sonuç olarak, ABD'nin Avrupa'dan çekilme planı, kıtanın güvenlik mimarisinde köklü bir değişimi işaret ediyor. Avrupa'nın bu değişime ne kadar hızlı adapte olacağı, hem NATO'nun geleceği hem de Ukrayna savaşının seyri açısından belirleyici olacak. Moskova'nın diplomatik hamleleri ise bu denklemin en öngörülemez unsuru olarak öne çıkıyor.