ABD askerlerinin Irak'tan çekilme sürecinin tamamlanmasıyla ülkedeki güvenlik ve siyasi dengeler köklü biçimde değişti. Irak hükümeti, koalisyon güçlerinin ülkeden ayrılmasının ardından silahlı grupların kontrol altına alınması ve güvenliğin sağlanması konusunda kritik adımlar atıyor. Şimdi gözler, bu boşluğu kimin dolduracağına ve İran'ın nasıl bir hamle yapacağına çevrildi.
Irak'ta Yeni Dönem: Egemenlik mi, Kaos mu?
ABD'nin 2021 sonunda açıkladığı çekilme takvimi, 2024 itibarıyla fiilen tamamlandı. Irak Parlamentosu, 2020'de yabancı askerlerin ülkeden çıkarılması yönünde karar almıştı. Ancak süreç, DEAŞ ile mücadelede uluslararası koalisyonun rolü nedeniyle uzun süre belirsiz kaldı. Son aylarda ise ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak'taki varlığı önemli ölçüde azaldı; eğitim ve danışmanlık misyonları da sona erdi. Bu gelişme, Irak güvenlik güçlerinin artık kendi başına hareket edeceği anlamına geliyor.
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, çekilme sürecini "ulusal egemenliğin güçlendirilmesi" olarak nitelendirirken, ülkedeki silahlı grupların devlet kontrolüne alınması gerektiğini vurguladı. Ancak sahada durum karmaşık: Haşdi Şabi çatısı altındaki bazı gruplar, İran'a yakınlıklarıyla biliniyor ve Bağdat'ın otoritesini sorgulayabiliyor. Öte yandan Irak ordusu ve peşmerge güçleri arasındaki koordinasyon sorunları da devam ediyor.
İran'ın Hamlesi: Nüfuz Alanını Genişletme Çabası
Tahran yönetimi, ABD'nin çekilmesini kendi nüfuz alanını genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. İran, Irak'taki siyasi partiler, milis güçleri ve ekonomik yatırımlar üzerinden etkisini artırmaya çalışıyor. Son haftalarda İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü komutanlarının Bağdat'a yaptığı ziyaretler, bu yöndeki temasların yoğunlaştığını gösteriyor. Ayrıca İran, Irak'ın güneyindeki Şii bölgelerde geniş bir sosyal ve dini ağa sahip.
Ancak İran'ın bu hamlesi, Irak'taki Sünni ve Kürt siyasi gruplar ile bazı Şii liderler arasında rahatsızlık yaratıyor. Bağdat'ta İran yanlısı grupların silahlı varlığını sorgulayan sesler yükseliyor. Irak'ın en büyük Sünni partisi olan Meclis-i Muvahhidîn ve Kürt Demokratik Parti (KDP), silahlı grupların devlet kontrolüne alınması çağrısı yapıyor. Bu durum, İran'ın Irak'taki nüfuzunu pekiştirmesinin önünde ciddi bir engel oluşturuyor.
Silahlı Gruplar ve Perde Arkası Hesaplar
Irak'ta silahlı grupların en büyük çatısı olan Haşdi Şabi, resmi olarak Irak ordusuna bağlı olsa da bazı bileşenleri bağımsız hareket ediyor. Kataib Hizbullah, Asaib Ehl-i Hak ve Bedir Tugayları gibi İran destekli gruplar, siyasi ve askeri güçlerini koruyor. Bu grupların kontrolündeki silahların akıbeti, ülkenin istikrarı için belirleyici olacak. Irak hükümeti, bu grupları entegre etmek için bir dizi plan açıkladı; ancak uygulamada zorluklar yaşanıyor.
Perde arkasında ise başka bir hesap var: Irak'ın kuzeyindeki petrol sahaları ve Kerkük bölgesindeki enerji kaynakları. ABD'nin çekilmesiyle birlikte bu bölgelerdeki güç dengesi yeniden şekilleniyor. Türkiye, PKK'ya karşı sınır ötesi operasyonlarını sürdürürken, İran da Kerkük ve çevresinde etkisini artırmak istiyor. Bu durum, Irak'ın toprak bütünlüğü ve enerji kaynaklarının kontrolü konusunda yeni bir rekabeti doğuruyor.
Bağdat'ın Zorlu Dengesi
Irak hükümeti, bir yandan İran'ın nüfuzunu dengelemek, diğer yandan silahlı grupları devlet çatısı altında toplamak zorunda. Başbakan Sudani, geçtiğimiz aylarda "Silahlar sadece devletin kontrolünde olmalı" diyerek kararlılığını gösterdi. Ancak bu hedefe ulaşmak için önce iç siyasi uzlaşı gerekiyor. Irak Parlamentosu'nda İran yanlısı grupların ağırlığı, hükümetin manevra alanını daraltıyor.
Öte yandan Irak ordusunun kapasitesi de tartışma konusu. ABD çekilmesiyle birlikte istihbarat, hava desteği ve lojistik konularda boşluk oluştu. Irak güvenlik güçleri, DEAŞ kalıntılarına karşı operasyonlarını sürdürebilmek için uluslararası desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu noktada, ABD ile yapılan ikili güvenlik anlaşmaları çerçevesinde sınırlı iş birliği devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin Irak'tan çekilmesi, sadece ülke içi dengeleri değil, bölgesel güç dengesini de etkiliyor. İran'ın Irak'taki etkinliği, Körfez ülkeleri ve İsrail tarafından yakından izleniyor. Suudi Arabistan ve BAE, Irak'ta İran yanlısı grupların güçlenmesinden endişeli. Bu ülkeler, Bağdat ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini güçlendirerek denge kurmaya çalışıyor.
ABD ise güçlerini çekmiş olsa da Irak'taki varlığını tamamen sonlandırmış değil. Ülkedeki büyükelçilik ve askeri danışmanlar aracılığıyla etkisini sürdürüyor. Ayrıca Washington, İran'ın nüfuzunu sınırlamak için Irak'daki muhalif gruplara destek veriyor. Ancak bu desteğin dozu, bölgede yeni gerilimlere yol açabilir.
Sonuç: Belirsizlik ve Fırsatlar
Irak, ABD sonrası dönemde kritik bir yol ayrımında. Silahlı grupların kontrolü, İran'ın nüfuzu ve Bağdat'ın egemenlik çabaları, önümüzdeki aylarda belirleyici olacak. Ülkenin istikrarı, yalnızca Irak halkı için değil, tüm bölge için hayati önem taşıyor. Eğer Bağdat, silahlı grupları entegre edip devlet otoritesini tesis edemezse, ülke yeni bir iç çatışma dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. Ancak doğru adımlarla, Irak bu süreci egemenliğini pekiştirerek atlatabilir. Perde arkasındaki hesaplar ise, bu denklemin en kırılgan unsuru olmaya devam ediyor.