Avrupa Birliği'nin (AB) Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasındaki haksızlıklar, ikinci kez Avrupa Ombudsmanı'nın gündemine geldi. İlk başvurusu 'siyasi konu' olduğu gerekçesiyle reddedilen avukat Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu'nun dosyasına, Fransa'da yaşayan Türk vatandaşı Rana Faytrouny'nin ortak şikâyetçi olarak eklenmesiyle süreç yeniden başladı. Bu gelişme, AB'nin vize politikalarına karşı hukuki mücadelenin kararlılıkla sürdüğünü gösteriyor.
Vize sorunu nasıl başladı?
Türkiye ile AB arasındaki vize serbestisi diyaloğu, 2016 yılındaki göçmen anlaşması sonrasında hız kazanmış ancak çeşitli siyasi engeller nedeniyle askıda kalmıştı. Türk vatandaşları, Schengen bölgesine seyahat etmek için hâlâ vize almak zorunda ve süreç; uzun bekleme süreleri, yüksek ret oranları ve şeffaf olmayan gerekçelerle eleştiriliyor. Bu durum, iş insanlarından öğrencilere, turistlerden aile ziyaretleri yapanlara kadar geniş bir kesimi mağdur ediyor.
İlk başvuru ve reddedilme gerekçesi
Avukat Sarıibrahimoğlu, ilk olarak 2023 yılında Avrupa Ombudsmanı'na başvurarak AB Komisyonu'nun vize başvurularında ayrımcılık yaptığını ve temel hakları ihlal ettiğini öne sürmüştü. Ancak Ombudsman, başvuruyu 'siyasi bir konu' olarak nitelendirmiş ve şikâyetçinin AB üyesi bir ülkede ikamet etmemesi nedeniyle yetki alanı dışında olduğunu belirterek reddetmişti. Bu ret kararı, Türk kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde büyük tepki çekmişti.
Dosyaya ortak şikâyetçi eklenmesi
Reddedilme gerekçesi, dosyanın yeniden değerlendirilmesi için stratejik bir hamleye dönüştü. Fransa'da uzun süredir ikamet eden Rana Faytrouny'nin de şikâyete ortak olmasıyla birlikte, Ombudsman'ın 'AB'de ikamet etmeme' gerekçesi geçersiz hale getirildi. Faytrouny, Fransa'daki vatandaşlık sürecinde ve oturma izni işlemlerinde yaşadığı sorunları dile getirerek, vize uygulamalarının AB içinde yaşayan Türkleri de etkilediğini vurguladı. Bu durum, dosyanın hukuki açıdan daha güçlü bir zemine oturmasını sağladı.
Avrupa Ombudsmanı'nın rolü ve süreç nasıl işliyor?
Avrupa Ombudsmanı, AB kurumlarının faaliyetlerinde kötü yönetim olup olmadığını araştıran bağımsız bir organdır. Vatandaşlar, AB kurumlarının kararlarından mağdur olduklarında doğrudan buraya başvurabilir. Ancak Ombudsman'ın kararları bağlayıcı değildir; tavsiye niteliği taşır. Yine de bu süreç, kamuoyu oluşturma ve siyasi baskı yaratma açısından önemli bir mekanizmadır. Vize konusu, daha önce de çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından gündeme getirilmişti.
Türk vatandaşları için vize sürecindeki temel sorunlar
Vize başvurularındaki en büyük sorunlardan biri, başvuru sahiplerinden istenen belgelerin ve ret gerekçelerinin şeffaf olmaması. Türkiye'den yapılan vize başvurularında son yıllarda belirgin bir artış yaşandı, ancak ret oranları da yüksek. Özellikle genç bayanlar, emekliler ve serbest meslek sahipleri, yüksek ret riskiyle karşı karşıya. Ayrıca, bazı ülkelerin vize randevu sistemleri aylar öncesinden dolu olduğundan, mağduriyet daha da derinleşiyor. Bu durum, turizm gelirlerini, ticari ilişkileri ve akademik iş birliklerini olumsuz etkiliyor.
Uluslararası hukuk ve AB müktesebatı açısından değerlendirme
Uzmanlar, AB'nin vize politikalarının uluslararası hukuk ve AB müktesebatına aykırı olduğunu savunuyor. Özellikle, vize ret kararlarının gerekçelerinin bildirilmemesi, başvuru sahiplerinin etkili bir hukuk yoluna başvurmasını engelliyor. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte görülüyor. Ayrıca, vize rejimiyle ilgili şikâyetlerin 'siyasi' diye nitelendirilerek reddedilmesi, AB'nin kendi değerleriyle çelişiyor. Bu nedenle, Ombudsman'ın yeni başvuruyu titizlikle incelemesi bekleniyor.
Kamuoyunda yansımalar ve beklentiler
Vize mağdurlarının sosyal medyada örgütlenerek sesini duyurmaya çalıştığı; #VizeHakkı ve #SchengenHakkı gibi etiketlerle kampanyalar yürüttüğü görülüyor. Türkiye'deki birçok dernek ve sendika da sürece destek veriyor. Avrupa'da yaşayan Türklerin de bu mücadeleye katılması, dosyanın uluslararası boyutunu güçlendirdi. Şimdi gözler, Avrupa Ombudsmanı'nın yeni başvuru hakkında vereceği kararda. Eğer Ombudsman, AB Komisyonu'nu haksız bulursa, bu durum hem sembolik bir zafer olacak hem de vize politikalarının gözden geçirilmesi için ciddi bir baskı unsuru oluşturacak.
Sonuç olarak, Rana Faytrouny'nin eklenmesiyle birlikte başvurunun kabul edilmesi, hukuki açıdan bir dönüm noktası olabilir. Bu süreç, sadece Türk vatandaşlarının değil, AB genelinde üçüncü ülke vatandaşlarının vize mağduriyetinin görünürlüğünü artıracaktır. AB'nin temel değerleri arasında yer alan insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele, vize uygulamalarında da hayata geçirilmeli; aksi halde bu tür şikâyetler, haklı olarak Avrupa'nın kapılarında yankılanmaya devam edecektir.