1985 yılında askerlik görevi sırasında rahatsızlanarak hayatını kaybeden Ali Asker Gönülcan'ın ailesi, 41 yıl süren hukuk mücadelesinde önemli bir zafer kazandı. 'Ölüm nedenine ilişkin kayıt bulunmadığı' gerekçesiyle reddedilen vazife malullüğü davasında istinaf mahkemesi, devletin tutmakla yükümlü olduğu kayıtların yokluğunun hak sahiplerinin aleyhine kullanılamayacağına hükmederek emsal bir karara imza attı.
41 yıllık hukuk mücadelesinin dönüm noktası
Ali Asker Gönülcan, 1985 yılında vatani görevini yerine getirirken aniden rahatsızlandı ve hayatını kaybetti. Ailesi, ölümün askerlik hizmetinden kaynaklandığını belirterek vazife malullüğü aylığı bağlanması için başvuruda bulundu. Ancak idare, ölüm nedenine ilişkin sağlık kayıtlarının bulunmadığı gerekçesiyle talebi reddetti. Bunun üzerine aile, hukuk mücadelesi başlattı. Yıllar süren yargı sürecinde mahkemeler, dosyadaki eksiklikler nedeniyle bir sonuca varamadı. Aile, 41 yıl boyunca adalet arayışından vazgeçmedi.
Son olarak dosyayı inceleyen istinaf mahkemesi, kritik bir tespitte bulundu: Askerlik dönemine ait sağlık kayıtlarının tutulması devletin sorumluluğundadır. Kayıtların bugün mevcut olmaması, hak sahiplerinin mağdur edilmesine gerekçe olamaz. Mahkeme, bu yönde karar vererek vazife malullüğü talebinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti.
Devletin kayıt tutma yükümlülüğü ve hak sahiplerinin korunması
Kararın gerekçesinde, Anayasa'nın sosyal devlet ilkesine ve idarenin sorumluluğuna vurgu yapıldı. Devletin, askerlik hizmeti sırasında ortaya çıkan sağlık sorunlarına ilişkin kayıtları düzenli olarak tutması ve saklaması gerektiği belirtildi. Kayıtların kaybolması veya hiç tutulmamış olması durumunda, bunun sonuçlarına hak sahiplerinin katlanmasının beklenemeyeceği ifade edildi. Bu karar, benzer durumdaki birçok aile için umut ışığı oldu.
Uzmanlar, kararın emsal teşkil ettiğini ve idarenin kayıt tutma yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde sorumluluğun devlete ait olduğunu vurguluyor. Özellikle 1980'li yıllarda askerlik yapan ve sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybeden askerlerin aileleri için bu karar, yeni bir hukuki yol açabilir. Avukatlar, benzer davalarda bu kararın referans alınabileceğini belirtiyor.
Askeri yargıda emsal kararın yansımaları
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin (AYİM) kapatılmasının ardından idari yargıda görülen askeri davalar, bu tür kararlarla şekilleniyor. İstinaf mahkemesinin verdiği karar, askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybeden veya malul kalan askerlerin haklarının korunması açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Karar, aynı zamanda devletin arşiv ve kayıt tutma politikalarının gözden geçirilmesi gerekliliğini de ortaya koyuyor.
Ali Asker Gönülcan'ın ailesi, kararın ardından yaptığı açıklamada, "41 yıl sonra da olsa adaletin yerini bulması bizi bir nebze olsun rahatlattı. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz" dedi. Ailenin avukatı ise kararın sadece kendi müvekkilleri için değil, benzer mağduriyet yaşayan tüm aileler için umut verici olduğunu söyledi.
Benzer davalar için yol haritası
Bu karar, askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybedenlerin ailelerinin açtığı davalarda önemli bir içtihat oluşturuyor. Mahkeme, idarenin kusurunun açık olduğu durumlarda, kayıt eksikliğinin hak sahiplerinin aleyhine yorumlanamayacağını net bir şekilde ortaya koydu. Hukukçular, bu kararın ardından benzer dosyalarda idarenin daha dikkatli davranması gerektiğini ve eksik kayıtlar nedeniyle reddedilen başvuruların yeniden incelenebileceğini belirtiyor.
Türkiye'de askerlik hizmeti sırasında sağlık sorunları yaşayan ve hayatını kaybeden askerlerin aileleri, yıllardır vazife malullüğü hakları için mücadele ediyor. Bu karar, mücadelenin seyrini değiştirebilir. Devletin ilgili kurumlarına, geçmişe dönük kayıtların taranması ve eksikliklerin giderilmesi çağrısı yapılıyor. Aileler, benzer durumlarda haklarının savunulması için hukuki yollara başvurmaya devam edeceklerini belirtiyor.
Sonuç olarak, 41 yıl sonra gelen bu adalet kararı, sadece bir ailenin zaferi değil, aynı zamanda devletin sorumluluklarını hatırlatan bir uyarı niteliği taşıyor. Kayıtların tutulması ve saklanması, sosyal hukuk devletinin bir gereğidir. Bu karar, benzer mağduriyetlerin önlenmesi ve hak sahiplerinin korunması adına önemli bir adım olarak tarihe geçti.