Adana'da yaşayan 60 yaşındaki Hulusi Deveci, babasından devraldığı kalaycılık mesleğini 4. kuşak olarak sürdürüyor. 1970 yılında çıraklıkla başladığı bu meslekte, bakır kaplara yeniden hayat veren Deveci, teknolojinin ve değişen tüketim alışkanlıklarının gölgesinde kalan zanaatını yaşatmak için mücadele veriyor.
Baba Ocağında 50 Yıllık Mesai
Hulusi Deveci, daha 10 yaşındayken babasının yanında çıraklık yapmaya başlamış. O günden bu yana elli yıldır aynı dükkânda, aynı tezgâhta çalışıyor. Dedelerinden kalma yöntemlerle bakır kapları kalaylayan Deveci, mesleğini büyük bir aşkla icra ettiğini söylüyor. "Bu işi para için yapmıyorum. Bu bir kültür mirası, dedelerimizden kalan bir zanaat. Ben de bunu gelecek nesillere aktarmak istiyorum. Para kazanmak için değil, bu mirası yaşatmak için çalışıyorum" diyor.
El Emeği Göz Nuru: Bakır Kapların Yeniden Doğuşu
Deveci'nin atölyesinde yıpranmış bakır tencereler, cezveler, ibrikler adeta yeniden doğuyor. Kalaylama işlemi öncesinde bakır kapları büyük bir itinayla temizleyen usta, ardından kalay eritip kapları kaplıyor. Bu işlemin tamamen el emeği ve göz nuru olduğunu vurgulayan Deveci, "Her bir kap, saatlerce süren bir emeğin sonucunda ilk günkü haline kavuşuyor. Müşterilerimiz genellikle yadigar eşyalarını getiriyor. Onlara hem geçmişe dair bir bağ kuruyoruz hem de sağlıklı bir şekilde kullanmalarını sağlıyoruz" ifadelerini kullanıyor.
Teknolojiye Rağmen Ayakta Kalmaya Çalışan Bir Zanaat
Teknolojinin gelişmesi, çelik ve teflon tencerelerin yaygınlaşması kalaycılık mesleğini olumsuz etkilemiş durumda. Hulusi Deveci, "Eskiden her mahallede en az bir kalaycı bulunurdu. Şimdi ise neredeyse tükendik. Bizler son nesiliz. Ben bu mesleği öğrenecek kimse bulamıyorum. Gençler bu tür el işlerine ilgi duymuyor. Herkes masa başında çalışmak istiyor" diyerek mesleğin geleceğine dair endişelerini dile getiriyor.
- Hulusi Deveci, kalaycılıkta kullanılan araçları müzeye çevirdiği atölyesinde sergiliyor.
- Bakır kapların sağlığa faydalarına dikkat çeken usta, "Bakır kaplarda yemek pişirmek hem lezzetli hem de sağlıklı. Kalaylı bakır, gıdalarla reaksiyona girmez. Bu yüzden uzmanlar hâlâ öneriyor" şeklinde konuşuyor.
- Haftanın 6 günü dükkânında çalışan Deveci, boş zamanlarında şiir yazıyor. "Baba ocağında hem kalay hem de edebiyat işliyorum. İkisi de benim için bir tutku" diyor.
Mesleğin Geleceği ve Kültürel Mirasın Korunması
Hulusi Deveci, kalaycılığın somut olmayan kültürel miras listesine alınması gerektiğini düşünüyor. "Bu meslek, Anadolu'da asırlardır icra ediliyor. Kaybolmaması için devletin ve üniversitelerin sahip çıkması lazım. Çıraklık okullarında bu zanaatler öğretilebilir. Bizler son temsilcileriz, ama bu mesleğin yaşaması için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor" çağrısında bulunuyor.
Baba Ocağında Hem Ustalık Hem Şairlik
Deveci'nin bir diğer yönü ise şairliği. Atölyesinin bir köşesinde defterlere yazdığı şiirlerden bahseden usta, "Baba ocağında hem mesleğimi icra ediyorum hem de hislerimi kağıda döküyorum. Bu dükkânda hem bakıra hem de gönüllere şekil veriyorum" diyor. Şiirlerinde genellikle Adana'nın güzelliklerini, kalaycılık mesleğini ve yaşamın anlamını konu alan Deveci, ileride bir şiir kitabı çıkarmak istediğini söylüyor.
Hulusi Deveci'nin hikâyesi, sadece bir zanaatkârın yaşam mücadelesi değil, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürün ayakta kalma çabasının sembolü. Dijital çağda, el emeği ve geleneklerin değerini bilmek, geçmişten geleceğe köprü kurmak açısından önemli. Deveci'nin dediği gibi: "Bu işi para için yapmıyorum; bu iş, benim atalarıma borcum. Onların mirasını yaşattığım sürece, bu ülkenin zenginliği de yaşayacak."