Türkiye, son 24 yılda tarihi cami, medrese, türbe ve külliyelerden oluşan binlerce mabedi restore ederek adeta bir ihya seferberliği başlattı. Selimiye Camisi'nden Ayasofya-i Kebir Camisi'ne kadar Türk-İslam medeniyetinin en önemli eserleri, kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla aslına uygun şekilde yenilenirken, bu yapıların gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, yalnızca fiziksel onarımla sınırlı kalmayıp, yapıların çevre düzenlemesi ve ziyaretçi deneyimini de kapsıyor.
Selimiye Camisi'nden Ayasofya'ya restorasyon çalışmaları
Edirne'deki Selimiye Camisi, Mimar Sinan'ın ustalık eseri olarak bilinir ve 2011'den bu yana süren kapsamlı restorasyonla hem depreme karşı güçlendirildi hem de kubbe ve çinileri elden geçirildi. İstanbul'daki Ayasofya-i Kebir Camisi ise 2020'de yeniden ibadete açıldıktan sonra başlayan restorasyon çalışmaları kapsamında ana kubbe, mozaikler ve sıva temizlikleri tamamlandı. Ayrıca Sultanahmet Camisi, Süleymaniye Camisi ve Eyüp Sultan Camisi gibi yapılar da titizlikle restore edilenler arasında yer alıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü verilerine göre 2003-2023 döneminde 4 bin 500'ün üzerinde kültür varlığı restorasyonu tamamlandı, 2 bin 500'ün üzerinde yapıda ise çalışmalar devam ediyor.
Manevi mirasın korunması ve turizm
Restorasyon çalışmaları, sadece ibadet işlevini sürdürmekle kalmayıp, yapıların turizme kazandırılmasını da amaçlıyor. Ayasofya ve Selimiye gibi UNESCO Dünya Mirası listesindeki yapılar, restorasyon sonrası ziyaretçi sayılarını artırdı. Örneğin Ayasofya'yı 2023'te 13 milyondan fazla kişi ziyaret etti. Bunun yanında, Anadolu'nun dört bir yanındaki tarihi camiler, hanlar, hamamlar ve köprüler de benzer bir yaklaşımla restore edilerek kültür turizmine katkı sağlıyor. Bu çalışmalar, milli hafızanın canlı tutulması açısından da büyük önem taşıyor.
Bağımsız değerlendirme
24 yıllık restorasyon hamlesi, Türkiye'nin kültürel mirasına sahip çıkma konusunda kararlılığını göstermekle birlikte, uzmanlar yapıların sürdürülebilirliği için düzenli bakım ve bütçe ayrılması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle deprem bölgesindeki tarihi yapıların risk altında olduğu göz önüne alınırsa, restorasyon kadar koruma planlarının da sürekliliği önemli. Bu seferberlik, maddi ve manevi değerlerin bir arada yaşatıldığı model olarak diğer ülkelere de örnek teşkil ediyor.