2 Temmuz 1993, Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından biridir. Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında, Madımak Oteli’ne yönelik saldırıda 35 kişi yaşamını yitirmiştir. Çoğunluğu Alevi kökenli yazarlar, sanatçılar ve aydınlar, nefret söylemi ile kışkırtılan bir kalabalık tarafından otelde yakılarak öldürülmüştür. Saldırı, ülkenin siyasi atmosferinde derin yaralar açmış ve toplumsal kutuplaşmanın vahim bir örneğini oluşturmuştur.
Olayın arka planı ve şenlikler
O dönemde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri, Alevi kültürünü tanıtmak ve barış mesajları vermek amacıyla organize ediliyordu. Şenliklere çok sayıda yazar, şair, akademisyen ve sanatçı katılmıştı. Aziz Nesin, Alevi olmamasına rağmen, dönemin gerici kesimlerinin hedefi haline gelmişti. Nesin’in daha önce yayımladığı yazılar ve katıldığı söyleşiler, radikal grupların tepkisini çekmişti. Şenliklerin ikinci gününde, kent merkezinden Madımak Oteli’ne doğru yürüyen bir grup, oteli kuşatıp taş ve molotof kokteyli atmıştır. Polis müdahalesinin yetersiz kalması sonucu otel kısa sürede alevlere teslim olmuştur.
35 canın kaybı ve soruşturma süreci
Yangında 33’ü erkek, 2’si kadın olmak üzere 35 kişi hayatını kaybetmiştir. Ölenler arasında yazarlar Orhan Kemal, Asım Bezirci, Metin Altıok ve Nesimi Çimen gibi önemli isimler bulunmaktadır. Aziz Nesin ise çatıya çıkarak kurtulmayı başarmıştır. Olayın ardından başlatılan yargı süreci, yıllar sürmüş ve adalet talepleri tam anlamıyla karşılanmamıştır. Davada yargılanan 33 sanıktan bazıları ağır hapis cezaları alsa da, olayın azmettiricileri ve kışkırtıcıları hakkında yeterli soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle kamuoyu tatmin olmamıştır. 1994 ve 1997’de verilen mahkumiyet kararları, Yargıtay tarafından bozulmuş; 2000’lerde bazı sanıklar için zaman aşımı uygulanmıştır. Bugün birçok sivil toplum kuruluşu, katliamın faili meçhul kalmaya devam ettiğini vurgulamaktadır.
Siyasi atmosfer ve toplumsal yansımalar
2 Temmuz 1993, Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın ve nefret söyleminin kanlı bir sonucudur. O dönemde ülke, 28 Şubat sürecine giden yolda gergin bir atmosfer yaşıyordu. Sivas Katliamı, Alevi toplumuna yönelik sistematik bir saldırı olarak kayıtlara geçmiş, bu toplumun devlete olan güvenini sarsmıştır. Katliamın yıldönümleri her yıl anılsa da, resmi devlet törenleri düzenlenmesi konusunda çekimser kalınmaktadır. Bu durum, Alevi yurttaşların taleplerinin görmezden gelindiği algısını güçlendirmektedir. Olay, aynı zamanda ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı gibi temel demokratik değerlerin ne kadar kırılgan olduğunu da göstermiştir.
Bugün 32 yıl sonra, Sivas Katliamı hâlâ hukuki ve toplumsal boyutlarıyla tartışılmaktadır. Olayın aydınlatılması ve sorumluların tam anlamıyla yargılanması için kamuoyunun talebi sürmektedir. Ancak katliamın gölgesi, periyodik olarak benzer nefret suçlarının yaşandığı bir ülkede, demokrasi ve insan hakları mücadelesinin ne denli önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Unutmamak gerekir ki toplumsal barış, ancak geçmişin yaraları samimiyetle sarıldığında mümkün olacaktır.