17 Ağustos 1999'da Marmara Depremi'nin yıkıcı etkisiyle sarsılan Türkiye, o günlerde 'Nerede bu devlet?' çığlıklarıyla afet yönetimindeki eksikliklerini acı bir şekilde gördü. Aradan geçen 27 yılda ülke, afetlere müdahale kapasitesini köklü biçimde dönüştürdü. 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde ise ilk kurtarma ekibi 23. dakikada enkazda bir cana ulaştı. Bu süreçte iki yıl içinde 455 bin 357 konut hak sahiplerine teslim edildi. Peki, bu dönüşüm nasıl gerçekleşti? İşte 17 Ağustos'tan 6 Şubat'a uzanan afet yönetimi yolculuğunun öyküsü.
17 Ağustos: Acı Bir Tebessüm ve Dersler
17 Ağustos 1999'da saat 03:02'de meydana gelen Marmara Depremi, 7.4 büyüklüğünde yaklaşık 45 saniyelik bir sarsıntıyla Türkiye'nin en sanayi bölgesini vurdu. Resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Ancak asıl yara, kurtarma çalışmalarının yetersizliğiydi. Depremin ardından 6 saat boyunca devlet yetkililerinden tek bir açıklama gelmemesi, halkın öfkesini büyüttü. Enkazların altında kalanlar için koordinasyonsuz çabalar, arama-kurtarma ekiplerinin geç ulaşması ve teknik ekipman eksikliği, 'devlet nerede' sorgulamasını gündeme getirdi. Bu tablo, Türkiye'nin afet yönetimi konusunda kapsamlı bir reform yapması gerektiğini gösterdi.
İlk Adım: Sivil Savunma'dan AFAD'a
Marmara Depremi sonrası 1999 yılında çıkarılan 'Olağanüstü Haller Kanunu' ile devlet, kriz anlarına müdahale yetkilerini yeniden düzenledi. Ancak asıl dönüm noktası 2009'da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) kurulması oldu Bu kurum, deprem başta olmak üzere tüm afetlerde koordinasyonu tek çatı altında topladı. Profesyonel arama-kurtarma ekipleri, ulusal ve uluslararası eğitim programları, gelişmiş teknolojik ekipmanlar ve erken uyarı sistemleri devreye sokuldu. Ayrıca, afetlere hazırlık kapsamında bina envanterleri çıkarıldı, riskli yapıların dönüşümü için projeler başlatıldı.
6 Şubat 2023: Yeni Dönemin Sınavı
6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler, Türkiye'yi 14 ilde vurdu ve 53 binden fazla can kaybına yol açtı. Ancak bu kez sahne farklıydı: AFAD ekipleri depremin 23. dakikasında enkazdan ilk canı çıkardı. Hızlı müdahale, uluslararası yardımın ilk günlerde gelmesi, insansız hava araçları ve termal kameralarla arama-kurtarma çalışmaları yürütüldü. Devlet, ilk üç gün içinde 200 binden fazla çadır kurdu, mobil mutfaklar ve sahra hastaneleri ile bölgeyi yaşanabilir kılmaya çalıştı. Vatandaşların iletişim sorunlarına karşı uydu sistemleri ve Kızılay işbirliğiyle yardım dağıtım merkezleri oluşturuldu.
Konut Seferberliği ve Yeniden İmar
Depremlerin ardından başlatılan yeniden imar çalışmaları, tarihin en büyük konut seferberliklerinden biri olarak kayıtlara geçti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2 yıl içinde 455 bin 357 konutun hak sahiplerine teslim edildiğini duyurdu. Yıkılan binaların yerine, zemin etüdü yapılmış, deprem yönetmeliklerine uygun ve yerel mimariyi yansıtan rezidanslar inşa edildi. Bugün, bölgede yapımı devam eden köy evleri, altyapı çalışmaları ve kentsel dönüşüm projeleriyle deprem bölgesi adeta yeniden kuruluyor. Bu süreç, hem hükümetin hem de toplumun afet sonrası toparlanma kapasitesinin ne kadar arttığını gözler önüne serdi.
Geleceğe Bakış: Afet Risklerini Azaltma
27 yıllık deneyim, afet yönetiminin sadece anlık müdahaleden ibaret olmadığını öğretti. Türkiye, artık deprem gerçeğiyle yaşamayı bilen, riskleri önleyen ve dirençli toplum oluşturma hedefiyle çalışıyor. Okullarda afet eğitimi zorunlu hale getirildi, sivil toplum kuruluşları gönüllü arama-kurtarma ekipleri kurdu, mobil uygulamalar üzerinden eğitimler yaygınlaştırıldı. Ayrıca, yerel yönetimlerin afet planları geliştirilmesi ve bina denetimlerinin sıkılaştırılması öncelikler arasında. Elbette 6 Şubat'ta yaşanan can kayıpları, daha kat edilecek uzun yollar olduğunu gösteriyor. Ancak 1999'un çaresizliği ile bugünün kurtarıcı elleri arasındaki fark, Türkiye'nin afet yönetiminde devrim yaptığının kanıtı. Bu dönüşüm, sadece devletin kurumları değil, toplumun bilinci ve dayanışmasıyla mümkün oldu. Gelecekte, önleyici tedbirlerin ve hızlı iyileştirmenin daha da geliştirilerek bu alanda örnek ülke olunması hedefleniyor.