Türkiye'nin siyasi hafızasında 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve ABD'de 11 Eylül 2001'de gerçekleşen terör saldırıları, farklı coğrafyalarda yaşanmış olsalar da benzer travmatik etkiler yaratmış, küresel ve ulusal siyaseti derinden sarsmıştır. Bu iki olay, tarihin sarkacında tekrar eden kesitler olarak, demokrasi, güvenlik ve özgürlük dengelerini sorgulatmaya devam ediyor.
12 Eylül 1980: Türkiye'de Demokrasinin Askıya Alınması
12 Eylül 1980'de Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke genelinde sıkıyönetim ilan ederek yönetime el koydu. Darbe, siyasi istikrarsızlık, sokak çatışmaları ve ekonomik kriz ortamında gerçekleşti. Darbenin ardından Anayasa askıya alındı, parlamento feshedildi, siyasi partiler kapatıldı ve yüz binlerce kişi gözaltına alındı. İdamlar, işkenceler ve kaybolmalar Türkiye'nin yakın tarihine kara bir leke olarak geçti. 1982 Anayasası ile darbeciler, kendilerini yargı dokunulmazlığıyla koruma altına aldı. 12 Eylül, toplumsal hafızada derin yaralar açtı; sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve sol hareketler ağır baskı gördü. Bugün hâlâ darbe dönemine ilişkin yargılamalar yapılamıyor, failler cezasız kalıyor.
11 Eylül 2001: Küresel Güvenlik Paradigmasının Değişimi
11 Eylül 2001'de El-Kaide militanları tarafından kaçırılan dört uçak, ABD'de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve Pentagon'a saldırı düzenledi. Yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti. Bu saldırılar, ABD'nin "teröre karşı savaş" doktrinini başlatmasına, Afganistan ve Irak işgallerine zemin hazırladı. Küresel düzeyde güvenlik yasaları sıkılaştırıldı, kitlesel gözetim arttı ve İslamofobi yükselişe geçti. Türkiye de bu süreçte terörle mücadele adı altında iç güvenlik politikalarını yeniden şekillendirdi; ancak demokratik hak ve özgürlükler bu süreçte sıklıkla kısıtlandı.
Tarihin Tekerrürü ve Demokrasi Mücadelesi
Her iki olay da devletlerin olağanüstü yetkilerle donatılmasına, muhalefetin susturulmasına ve toplumsal kutuplaşmanın artmasına yol açtı. 12 Eylül, Türkiye'de apolitik bir gençlik yarattı; 11 Eylül ise dünyada güvenlik odaklı bir kuşak oluşturdu. Ancak tarih, sadece tekerrürden ibaret değildir; aynı zamanda bu döngüyü kırma iradesini de içerir. Türkiye'de sivil toplum, 12 Eylül'ün hesabını sormak için yıllardır mücadele veriyor. 2010'daki anayasa değişikliği ile darbecilerin yargılanmasının önü kısmen açıldı; ancak bu süreç de siyasi tartışmaların gölgesinde kaldı. 11 Eylül sonrası ise küresel adalet arayışları, Guantanamo gibi kamplarda insan hakları ihlalleriyle gölgelendi.
Bugünün Türkiye'sinde Geçmişle Yüzleşme
Türkiye, 12 Eylül'ün mirasıyla hâlâ yüzleşemedi. Darbe mağdurları tazminat davaları açsa da, sorumluların akıbeti belirsiz. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, 12 Eylül'ü hatırlatan bir başka kırılma oldu; ancak bu kez halk direnişiyle püskürtüldü. 11 Eylül sonrası ABD'nin izlediği tek taraflı politikalar, Türkiye-ABD ilişkilerini de etkiledi. Bugün, hem iç hem dış politikada güvenlik-özgürlük dengesi tartışılıyor. Tarihin sarkacı, belki de bu dengeyi kurmak için sürekli salınıyor. Önemli olan, geçmişten ders çıkararak daha demokratik, daha adil bir gelecek inşa etmek. Aksi halde, 11 Eylüller ve 12 Eylüller, yeni kılıflarda karşımıza çıkmaya devam edecek.