New York'taki Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yönelik 11 Eylül 2001 terör saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. Saldırılar, ABD'nin ulusal güvenlik stratejisinde köklü bir değişime yol açtı. Washington, 'önleyici savaş doktrini'ni benimseyerek Afganistan ve Irak'a askeri müdahalelerde bulundu. Bu müdahaleler, Ortadoğu'nun siyasi haritasını yeniden şekillendirdi ve bölgeyi yeni savaşların pençesine sürükledi.
Önleyici savaş doktrini ve ilk müdahaleler
Saldırıların ardından ABD, terörizme karşı küresel bir savaş başlattı. Ekim 2001'de Afganistan'a düzenlenen operasyonla Taliban rejimi hedef alındı. 2003'te ise Irak işgal edildi; gerekçe, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasıydı. Ancak bu silahlar hiçbir zaman bulunamadı. Irak'ın işgali, ülkeyi mezhep çatışmalarına ve istikrarsızlığa sürükledi. Bölgede yeni bir güç boşluğu oluştu.
Bölgesel sonuçlar ve Arap Baharı
Irak ve Afganistan müdahaleleri, bölgesel dengeleri alt üst etti. 2011'de Tunus'ta başlayan Arap Baharı, Mısır, Libya, Suriye ve Yemen'e yayıldı. Ancak bu süreç, birçok ülkede iç savaşlara ve otoriter rejimlerin yeniden güçlenmesine yol açtı. Suriye'de iç savaş, IŞİD gibi radikal grupların yükselişine zemin hazırladı. ABD, 2014'te IŞİD'e karşı uluslararası koalisyon kurdu. Bu savaş, bölgedeki istikrarsızlığı daha da derinleştirdi.
ABD'nin değişen stratejisi ve bölgesel aktörler
ABD, 2011'de Irak'tan, 2021'de ise Afganistan'dan askerlerini çekti. Ancak bu çekilmeler, bölgede güç boşluğu yarattı. Rusya, Suriye'ye askeri müdahalede bulunarak Akdeniz'deki varlığını güçlendirdi. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de nüfuzunu artırdı. Suudi Arabistan ve BAE ise Yemen'deki savaşa müdahil oldu. Türkiye, sınır güvenliği gerekçesiyle Suriye ve Irak'a operasyonlar düzenledi. İsrail, İran'ın bölgedeki etkisini kendi güvenliğine tehdit olarak görüyor. Son yıllarda İbrahim Anlaşmaları ile bazı Arap ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi.
11 Eylül sonrası dünya düzeni
11 Eylül saldırıları, sadece ABD'nin değil, tüm dünyanın güvenlik algısını değiştirdi. Soğuk Savaş sonrası oluşan tek kutuplu dünya düzeni, yerini daha karmaşık bir tabloya bıraktı. Çin ve Rusya, ABD'nin küresel liderliğine meydan okumaya başladı. Terörizmle mücadele adı altında yapılan müdahaleler, birçok ülkede anti-Amerikan duyguları güçlendirdi. 11 Eylül'ün ardından ilan edilen 'teröre karşı savaş', insan hakları ihlalleri ve sivil kayıplarla anıldı. Guantanamo Kampı'ndaki işkence iddiaları, uluslararası hukukun askıya alındığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
Ekonomik ve insani bilanço
Savaşların maliyeti trilyonlarca doları buldu. Brown Üniversitesi'nin 'Savaşın Maliyeti' projesine göre, 11 Eylül sonrası savaşlarda 900 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Milyonlarca insan yerinden edildi. Irak ve Afganistan'da altyapı çöktü, ekonomiler çöktü. ABD'de ise güvenlik harcamaları arttı, özgürlükler kısıtlandı. Vatanseverlik Yasası ile gözetim yetkileri genişletildi. 11 Eylül, küresel ekonomiye de darbe vurdu; borsalar günlerce kapalı kaldı, havacılık sektörü büyük kayıp yaşadı.
25 yıl sonra Ortadoğu
Çeyrek asır sonra Ortadoğu, hâlâ istikrarsız. Suriye'de iç savaş sona ermiş değil; Yemen'de insani kriz sürüyor. Irak, siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşuyor. Lübnan, ekonomik çöküşün eşiğinde. Filistin-İsrail çatışması zaman zaman alevleniyor. Bölgede kalıcı barış sağlanamadı. ABD'nin önleyici savaş doktrini, beraberinde yeni güvenlik tehditleri getirdi. IŞİD gibi örgütler ortaya çıktı, terör saldırıları dünya geneline yayıldı. 11 Eylül sonrası dönem, güvenlik ve özgürlük arasındaki dengenin sorgulandığı bir dönem oldu. Bugün hâlâ bu soruların yanıtları aranıyor.