Terör örgütü PKK mensuplarını kapsayan ve kamuoyunda 'af yasası' olarak bilinen ancak resmi adıyla anılmayan düzenlemenin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmasının ardından siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları 'eşit yurttaşlık' kavramını sıkça dile getirmeye başladı. 'Eşit yurttaşlık' ifadesi, içerdiği olumlu çağrışımlarla toplumda iyi niyetli bir söylem olarak algılansa da, uzmanlara göre bu kavramın özellikle terörizmle mücadele politikaları bağlamında ele alınışı ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.
Af yasasının kapsamı ve perde arkası
Yasa, PKK'nin silahlı kanadında yer alan ve belirli tarihlere kadar eylemlerde bulunmamış ya da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmamış kişileri kapsıyor. Hükümet yetkilileri, yasanın amacının 'toplumsal barışa katkı sağlamak' olduğunu savunurken, muhalefet partileri ve hukukçular, düzenlemenin anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, ayrıcalıklı bir uygulamaya yol açtığını ileri sürüyor. Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte bazı PKK üyelerinin cezalarının ertelendiği ya da infazlarının durdurulduğu haberleri gündeme geldi. Bu durum, 'eşit yurttaşlık' tartışmasının alevlenmesine neden oldu. Zira terör örgütüne katılmamış, ancak benzer suçlardan hüküm giymiş mahkumların bu aftan yararlanamayacağı belirtiliyor.
'Eşit yurttaşlık' mı, 'yurttaşların eşitliği' mi?
'Eşit yurttaşlık' kavramı, aslında devletin tüm vatandaşlarına eşit haklar ve yükümlülükler tanıması anlamına geliyor. Ancak pratikte bu kavram, çoğu zaman belirli bir gruba tanınan ayrıcalıkların meşrulaştırılması için kullanılabiliyor. Siyaset bilimci Prof. Dr. Ayşe Gündüz, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söylüyor: 'Yurttaşların eşitliği, hukuk önünde herkesin aynı statüde olması demektir. Eşit yurttaşlık ise bu eşitliğin ötesinde, farklılıkların tanınmasını da içerebilir. Ancak terörle mücadele gibi hassas bir konuda, silah bırakanlara af getirmek, diğer suçlarla mücadelede adalet duygusunu zedeleyebilir. Bu durumda eşitlik ilkesi kağıt üzerinde kalmış olur.'
Tartışmanın toplumsal yansımaları
Yasanın imzalanmasının ardından özellikle sosyal medyada #EşitYurttaşlık ve #AfYasası etiketleriyle binlerce paylaşım yapıldı. Kimi kullanıcılar, yasanın toplumsal barışa katkı sağlayacağını savunurken, kimi de devletin terör örgütüne taviz verdiğini, şehit yakınlarına saygısızlık yapıldığını ifade etti. Şehit ailelerinin kurduğu bazı dernekler, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapacaklarını açıkladılar. Öte yandan, bazı hukukçular, yasanın Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunsa da, Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte benzer düzenlemeleri 'kamu yararı' gerekçesiyle iptal etmediği hatırlatılıyor. Bu durum, eşitlik ilkesinin tartışmaya açık olduğunu gösteriyor.
Siyasi partilerin tutumu
Ana muhalefet partisi lideri, yaptığı açıklamada 'Bu yasa, bir kesimi diğer vatandaşlardan üstün konuma getiriyor. Eşit yurttaşlık ilkesine aykırıdır' dedi. İktidar partisi sözcüsü ise, 'Yasa, terör örgütünden ayrılanların topluma kazandırılmasını amaçlıyor. Bu sayede herkes eşit yurttaşlık bilinciyle yaşayacak' şeklinde savunma yaptı. Üçüncü bir partinin genel başkanı ise, 'Bu bir af değil, bir müzakere sürecinin parçası. Ancak eşitlik vurgusu samimi olmalı, herkes için geçerli olmalı' dedi.
Uluslararası boyut
Avrupa Birliği ve ABD'den yapılan açıklamalarda, yasanın terörle mücadele kapsamında bir 'normalleşme' adımı olarak görüldüğü ifade edilirken, bazı insan hakları örgütleri, uygulamanın ayrımcılık içermemesi gerektiği uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler raportörleri de, bu tür afların toplumda eşitlik algısını güçlendirecek şekilde tasarlanması gerektiğini vurguladı.
Değerlendirme
'Eşit yurttaşlık' söylemi, toplumsal mutabakatı güçlendirebilecek güçlü bir kavram olabilir. Ancak bunun için, af gibi istisnai düzenlemelerin, şeffaf ve geniş katılımlı bir tartışmayla hayata geçirilmesi, ayrıcalık değil, hakkaniyet hissi yaratması gerekiyor. Aksi takdirde, 'eşit yurttaşlık' vaadi, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir. Türkiye'nin yakın tarihi, bu tür adımların ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde durduğunu göstermektedir. Geçmişte yapılan benzer düzenlemelerin uzun vadeli sonuçları, ders alınması gereken bir tecrübe sunmaktadır.