Yurttaşlık, demokrasinin temel taşıdır; ancak son yıllarda bu kavramın içi boşaltılarak bireylerin pasif birer seyirciye dönüştüğü gözlemleniyor. Bir zamanlar yurttaş, yalnızca seçim günü sandığa gidip oy kullanan kişi değildi; toplumsal olaylara müdahil olan, fikir üreten, eleştiren ve gerektiğinde meydanlara çıkan aktifti. Bugün ise vatandaşların büyük bir kısmı, siyaseti ve toplumsal gelişmeleri bir ekran karşısında izleyen, olaylara tepkisiz kalan bir kitle haline geldi. Bu dönüşümün arka planında küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve siyasi kültürün değişimi gibi faktörler yatıyor.
Pasif Yurttaşlığın Tarihsel Kökleri
Yurttaşlık kavramı, Antik Yunan'dan bu yana tartışılagelen bir kavramdır. Aristoteles'in 'yurttaş' tanımı, yönetimde söz sahibi olmayı ve kamu işlerine katılmayı içerir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişle birlikte Türkiye'de yurttaşlık, modernleşme projesinin bir parçası olarak inşa edildi. Ancak 1980 darbesi sonrası yaşanan siyasi depolitizasyon süreci, toplumun siyasetten uzaklaşmasına zemin hazırladı. 1990'larda ise liberal politikaların etkisiyle bireyselleşme arttı, toplumsal dayanışma zayıfladı. Bu dönemdeki kentleşme ve göç hareketleri, geleneksel cemaat yapılarını çözerek bireyleri yalnızlaştırdı.
Teknoloji ve Medyanın Rolü
Ve günümüze geldiğimizde, sosyal medya devrimi yurttaşlık pratiklerini kökten değiştirdi. İnternet ve akıllı telefonların yaygınlaşması, bilgiye erişimi kolaylaştırırken aynı zamanda 'tık aktivizmi' denilen bir pasiflik biçimi yarattı. Bir davetiye paylaşmak ya da hashtag atmak, gerçek bir eylemde bulunmaktan daha önemsenir oldu. İnsanlar, sokaklara çıkmak yerine ekran başında olayları 'takip etmeyi', beğeni ve yorumlarla pasif destek vermeyi tercih ediyor. Medya organları ise izlenme ve tıklanma kaygısıyla magazinleşmiş siyaset sunarak toplumun gerçek meselelerden uzaklaşmasına neden oluyor.
Son dönemde yapılan araştırmalar, Türkiye'de vatandaşların büyük çoğunluğunun siyasi partilere üye olmadığını, toplumsal örgütlenmelere katılmadığını gösteriyor. Toplumsal cinsiyet, çevre hakları, işçi hakları gibi konularda mücadele eden sivil toplum kuruluşları ise büyük bir özveriyle çalışıyor; ancak üye sayıları ve katılım oranları oldukça düşük. Bu durum, yurttaşın sadece seçimlerde oy kullanan, onun dışında kendi kabuğuna çekilmiş bir birey olmasıyla sonuçlanıyor.
Katılımın Önündeki Engeller
Yurttaşların pasif kalmasının nedenleri elbette çok yönlü. Öncelikle, siyasi katılım pratiklerine dair bilgi eksikliği önemli bir engel. Gençlerin büyük bir kısmı, siyasetten soğumuş durumda; çünkü siyaseti çıkar çatışmalarının yaşandığı, kirli bir alan olarak görüyorlar. Ekonomik kaygılar da katılımı ikinci plana itiyor: geçim derdiyle uğraşan yurttaş, meydanlara inmenin kendisine bir fayda sağlamayacağını düşünüyor. Ayrıca, toplumsal kutuplaşma ve şiddet içeren siyasi dil, insanları korkutarak siyasetten uzaklaştırıyor.
Demokrasi için Yurttaşlık Bilinci
Oysa demokrasi, yalnızca sandıktan ibaret değildir. Katılımcı demokrasi, yurttaşların yalnızca seçimlerde değil, karar alma süreçlerinde de söz sahibi olduğu bir yönetim biçimidir Yurttaşların aktif katılımı, toplumun sorunlarına duyarlı olmayı gerektirir. Unutulmamalıdır ki, seyirci kalan bir toplum, kendi geleceğini şekillendirme hakkını başkalarına devretmiş olur. Yurttaş, 'vatandaş' olmanın ötesinde, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan değil, her an toplumsal olayların içinde yer alan, gerektiğinde itiraz eden ve üretendir.
Bu dönüşümü tersine çevirmek için sivil toplum kuruluşlarına, eğitim kurumlarına ve medyaya büyük iş düşüyor. Siyasi katılımı özendirici politikalar geliştirilmeli, gençlerin siyasetle ilgili kaygıları giderilmeli. Yurttaşlık bilinci, küçük yaşlardan itibaren aşılanmalı ve sivil toplum örgütlenmeleri desteklenmelidir. Ayrıca, dijital platformlarda dezenformasyonla mücadele edilerek, toplumsal tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülmesi sağlanmalıdır.
Bir yurttaş olarak, 'ben ne yapabilirim?' sorusunu sormak ve küçük de olsa bir adım atmak gerekir. İçinde bulunduğumuz çağ, pasif bir izleyici olmayı değil, aktif bir özne olmayı gerektiriyor. Demokrasi, en nihayetinde, yurttaşların ortak iradesinin bir yansımasıdır. Bu irade, ancak toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla güçlenebilir. Unutmayalım, tarih boyunca köklü değişimler, seyirci olanların değil, sahnede yer alanların mücadelesiyle gerçekleşmiştir.