Yunanistan'da Batı Nil virüsü salgını hız kesmeden devam ediyor. Ülke genelinde son bir hafta içinde 75 yeni vaka tespit edilirken, virüs nedeniyle 6 kişi yaşamını yitirdi. Yunanistan Ulusal Halk Sağlığı Kurumu (EODY) tarafından yapılan açıklamaya göre, mevcut salgın döneminde toplam vaka sayısı 262'ye, can kaybı ise 20'ye ulaştı. Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar için riskin yüksek olduğunu vurguluyor.
Vakaların Dağılımı ve Etkilenen Bölgeler
EODY verilerine göre, yeni vakaların büyük bölümü Orta Yunanistan, Attika ve Kuzey Yunanistan'daki bölgelerde yoğunlaşıyor. Larisa ve Karditsa bölgelerinde görülen vakalar, hastanelerde yoğun bakım ihtiyacını artırmış durumda. Yetkililer, özellikle Thessaly ovasındaki sulak alanların sivrisinek üremesi için elverişli ortam oluşturduğunu belirtiyor. Batı Nil virüsü, enfekte sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşıyor ve insandan insana geçmiyor. Bu nedenle bireysel korunma önlemleri büyük önem taşıyor.
Semptomlar ve Risk Grupları
Virüsü kapanların yaklaşık yüzde 80'inde hiçbir belirti görülmezken, yüzde 20'sinde ateş, baş ağrısı, vücut ağrıları gibi hafif semptomlar ortaya çıkabiliyor. Ancak nadir durumlarda, özellikle 50 yaş üstü bireylerde ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde hastalık, menenjit veya ensefalit gibi ciddi nörolojik tablolara yol açabiliyor. Yunanistan Sağlık Bakanlığı, risk gruplarının açık alanlarda uzun süre bulunmaması, açık renkli giysiler giyilmesi ve böcek kovucu kullanılması konusunda uyarıyor.
Özellikle şafak vakti ve gün batımında sivrisineklerin daha aktif olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu saatlerde dışarı çıkılmamasını öneriyor. Ayrıca evlerde sineklik kullanılması, su birikintilerinin temizlenmesi ve sivrisinek larvasıyla mücadele için belediyelerin ilaçlama çalışmalarını yoğunlaştırması gerektiği belirtiliyor. Yunanistan'ın bazı bölgelerinde belediyeler, sivrisinek popülasyonunu kontrol altına almak için havadan ilaçlama yapmaya başladı.
Geçmiş Yıllarla Karşılaştırma
Batı Nil virüsü, Yunanistan'da ilk kez 2010 yılında görüldü ve o yıl 262 vaka ile 35 ölüm kaydedildi. 2018'de ise 316 vaka ve 50 ölümle salgın en yüksek seviyeye ulaştı. Bu yılki vaka sayısının henüz o seviyelere ulaşmadığı ancak artış eğiliminin endişe verici olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin sivrisineklerin üreme mevsimini uzattığını ve popülasyonunu artırdığını, bu nedenle virüsün her yıl daha geniş bir alana yayıldığını belirtiyor.
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, Batı Nil virüsü vakaları Avrupa'da yalnızca Yunanistan ile sınırlı değil. İtalya, İspanya ve Macaristan'da da vakalar rapor edildi. Ancak Yunanistan, hem vaka sayısı hem de ölüm oranı açısından bu yıl en çok etkilenen ülkelerden biri durumunda. Komşu ülkeler ve Türkiye de özellikle göçmen kuşlar yoluyla virüsün yayılma riskine karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıyor.
Önlemler ve Halk Sağlığı Çağrıları
Yunanistan Sağlık Bakanı, halkı panik yapmamaya ancak önlemleri ciddiye almaya çağırdı. “Virüsün neden olduğu ciddi hastalık oranı düşük ancak özellikle yaşlılar için risk gerçek. Sivrisinek ısırıklarına karşı korunma, en etkili yöntem” dedi. Ayrıca kan bağışı konusunda da dikkatli olunması gerektiği belirtilirken, kan nakli yoluyla bulaşma ihtimaline karşı kan merkezleri, donörlere son haftalarda ateşli hastalık geçirip geçirmediklerini soruyor.
Yerel yetkililer, özellikle kırsal bölgelerdeki su birikintilerinin kurutulması ve sivrisinek üreme alanlarının ortadan kaldırılması için yoğun çaba harcıyor. Ancak uzmanlar, bu tür önlemlerin kalıcı çözüm için tek başına yeterli olmadığını, vatandaşların da üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini vurguluyor. Uzun kollu kıyafetler giyilmesi, böcek kovucu spreylerin kullanılması ve evlerin yakınındaki durgun suların temizlenmesi, alınabilecek basit ama etkili önlemler arasında.
Sonuç olarak, Batı Nil virüsü Yunanistan'da ciddi bir halk sağlığı tehdidi olmaya devam ediyor. Yetkililer, salgının seyrini yakından takip ettiklerini ve gerektiğinde ek önlemler alacaklarını belirtiyor. Ancak alınacak önlemler kadar, toplumun bilinçlendirilmesinin de sürecin yönetiminde kritik bir rol oynadığı aşikar. Sağlık otoritelerinin uyarıları doğrultusunda hareket edilmesi, riskin azaltılması açısından büyük önem taşıyor.