Yunanistan'ın, Antalya'nın Kaş ilçesine yalnızca 2 kilometre mesafedeki Karaada kayalıklarına asker yerleştirdiği ve adayı imara açtığı ortaya çıktı. Lozan Barış Antlaşması'na göre silahsızlandırılmış statüde bulunması gereken adada Yunan askerlerinin konuşlandırılması, Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir krize yol açtı. Dışişleri Bakanlığı'nın konuya ilişkin girişimleri sürerken, bölgedeki askeri hareketlilik endişe yaratıyor.
Karaada'da Ne Oluyor?
Edinilen bilgilere göre, Yunanistan Savunma Bakanlığı son aylarda Karaada'da altyapı çalışmaları başlattı ve adaya bir askeri birlik konuşlandırdı. Adada ayrıca gözetleme kulesi ve iletişim sistemleri kurulduğu, bazı bölümlerin ise turistik tesis olarak imara açıldığı bildirildi. Bu durum, 1923 Lozan Antlaşması'nda Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsünü ihlal ediyor. Türk yetkililer, bu adımın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve kabul edilemeyeceğini vurguluyor.
Türkiye'nin Tepkisi
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan'ın Karaada'ya asker yerleştirmesini sert bir dille kınadı. Yapılan yazılı açıklamada, "Lozan Antlaşması'nın açık hükümlerine rağmen Yunanistan'ın adayı askerileştirmesi, bölgedeki barış ve istikrarı tehdit etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, milli güvenliğimizi ilgilendiren bu tür gelişmelere karşı gerekli tedbirleri almaktadır" denildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise konunun uluslararası platformlara taşınacağını duyurdu.
Lozan Antlaşması ve Adaların Statüsü
1923 Lozan Barış Antlaşması ile Yunanistan'a bırakılan Ege adaları, özellikle Türk kıyılarına yakın olanlar için silahsızlandırılmış bölge statüsü öngörülmüştür. Antlaşmanın ilgili maddeleri uyarınca adalarda askeri üs, tahkimat veya deniz üssü kurulamaz. Ancak Yunanistan, yıllardır bu statüyü ihlal ederek adaları kademeli olarak askerileştirmektedir. Karaada'daki son gelişme, bu ihlallerin en somut örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti. Uzmanlar, Yunanistan'ın bu adımının, Ege'deki güç dengesini değiştirmeye yönelik provokatif bir hamle olduğunu belirtiyor.
Bölgedeki Askeri Hareketlilik
Karaada'daki askeri hareketlilik, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yakından takip ediliyor. Türk savaş uçakları ve insansız hava araçları düzenli olarak bölgede keşif uçuşları gerçekleştiriyor. Deniz Kuvvetleri'ne ait savaş gemileri de Antalya Körfezi açıklarında devriye görevi yapıyor. Yetkililer, Türk kıyılarına bu kadar yakın bir noktada yabancı askeri varlığın kabul edilemeyeceğini vurguluyor. Bu gelişmeler, iki ülke arasında son dönemde devam eden diyalog sürecine de gölge düşürdü.
Yunanistan'ın Gerekçesi
Yunanistan resmi makamları ise konuya ilişkin ilk kez açıklama yaptı. Savunma Bakanlığı yetkilileri, Karaada'daki askeri varlığın "göçmen akınını önlemek" amacıyla artırıldığını iddia etti. Ancak bu açıklama, adanın coğrafi konumu ve askeri teçhizatın niteliği dikkate alındığında inandırıcı bulunmadı. Türk yetkililer, Yunanistan'ın bu bahanesinin uluslararası hukukta karşılığı olmadığını ve adanın statüsünün değiştirilmesinin ancak tarafların mutabakatıyla mümkün olabileceğini kaydetti.
Geçmişteki Benzer İhlaller
Karaada'daki son gelişme, Yunanistan'ın Ege'deki diğer adalarda da benzer ihlaller yaptığını gösteriyor. Midilli, Sakız, Sisam, İstanköy ve Rodos adalarına da yıllar içinde silahlı birlikler yerleştirilmişti. Türkiye, bu durumları defalarca Birleşmiş Milletler nezdinde protesto etmiş, çeşitli raporlar hazırlamıştı. Ancak Yunanistan, bu protestoları genellikle dikkate almamıştır. Uluslararası ilişkiler uzmanları, Yunanistan'ın bu tutumunun, Ege'deki statükoyu değiştirme amacı taşıdığını ve Türkiye'nin tepkisinin haklı olduğunu savunuyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Yunanistan'ın Karaada'ya asker yerleştirmesi, iki ülke arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşımıştır. Bu adım, uluslararası hukukun açık ihlali olduğu kadar, bölgesel barışı da tehdit etmektedir. Türkiye'nin, milli güvenliğini ilgilendiren bu tür gelişmelere karşı sessiz kalmayacağı açıktır. Ankara'nın, hem diplomatik hem de askeri anlamda gerekli adımları atacağı değerlendirilmektedir. Ege'deki bu kışkırtıcı tutum, iki ülkenin de çıkarına değildir; diyalog ve işbirliği kanallarının açık tutulması, kalıcı çözümler için elzemdir. Ancak Lozan Antlaşması'nın korunması ve ihlallerin sonlandırılması, uluslararası toplumun da sorumluluğundadır.