Geçtiğimiz perşembe günü -10 Eylül- sabah namazını Emevî Camii’nde kıldık. Yanımdaki iki dostuma “Sizi bugün savaşın yıktığı bölgelere götüreceğim” dedim. Şam Kalesi’nin yanına kadar yürüdük. Az sonra Suriyeli şoförümüz Muhammed, Salahaddîn Eyyûbî heykelinin önünden bizi arabasıyla aldı, yola çıktık. Bu yolculuk, sadece coğrafi bir seyahat değil; aynı zamanda yakın tarihin en kanlı çatışmalarından birinin izlerini sürmek anlamına geliyordu.
Yermûk’a Doğru: Savaşın Gölgesinde Bir Yolculuk
Şam’ın merkezinden güneye doğru ilerlerken, şehrin silüeti yerini yavaş yavaş harabeye bıraktı. Yermûk, bir zamanlar Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı, nüfusunun büyük kısmını Filistin kökenli Suriyelilerin oluşturduğu bir bölgeydi. Ancak 2011’de başlayan Suriye iç savaşı, burayı adeta bir kuşatmaya ve ardından gelen yoğun çatışmalara sahne yaptı. 2015’te IŞİD’in kontrolüne geçen bölge, 2018’de Suriye hükümet güçlerinin ve müttefiklerinin operasyonlarıyla geri alındı. Bugün ise büyük ölçüde boşalmış, binaları yıkılmış, altyapısı çökmüş bir hayalet mahalle görünümünde.
Aracımızla ilerlerken şoförümüz Muhammed, bölgeye dair gözlemlerini paylaştı: “Burada eskiden pazar kurulurdu, insanlar kaybolmadan alışveriş yapardı. Şimdi ise sadece enkaz ve sessizlik var.” Yermûk’a yaklaştığımızda, yol boyunca kontrol noktaları ve güvenlik güçleri dikkat çekiyordu. Bölge hâlâ askeri bir görünüm arz ediyor; sivil hayatın yeniden tesisi için ciddi çabalar sarf edilse de, yaraların sarılması zaman alacak gibi görünüyor.
Yermûk’un Tarihi ve Stratejik Önemi
Yermûk, ismini M.S. 636’da yapılan ve Bizans ile İslam orduları arasındaki Yermûk Savaşı’ndan alır. Bu savaş, bölgenin İslam hakimiyetine girmesinde dönüm noktası olmuş, aynı zamanda bugünkü jeopolitik yapıyı da etkilemiştir. 20. yüzyılın ortalarında ise Filistinli mülteciler için bir kamp olarak kurulan Yermûk, zamanla Suriye’nin en büyük Filistin mülteci kampı haline geldi. Nüfusu 100 bini aşan bu bölge, okulları, hastaneleri, camileri ve iş yerleriyle adeta kendi kendine yeten bir mahalleydi. Ancak iç savaş, bu dokuyu paramparça etti.
Bölgeye yaptığımız bu ziyarette, Emevî Camii’nden ayrılırken yanımda getirdiğim not defterime notlar aldım. Yermûk’a vardığımızda, ayakta kalmayı başarmış birkaç binanın arasında dolaştık. Bazı evlerin duvarlarında hâlâ kurşun izleri, bazılarının çatıları tamamen çökmüş durumdaydı. Bir zamanlar kalabalık olan sokaklar, şimdi sadece birkaç ailenin döndüğü, geri kalanının ise hâlâ yerinden edilmiş olduğu bir görüntü sergiliyordu. Muhammed, “Buradan ayrılanların çoğu hâlâ kamplarda ya da yurt dışında” dedi. “Dönenler ise ya evlerini yeniden inşa etmeye çalışıyor ya da enkaz altında kalan anılarını arıyor.”
Yermûk’un yeniden imarı için uluslararası kuruluşlar ve Suriye hükümeti çeşitli projeler yürütüyor. Ancak bölgedeki yıkımın boyutu o kadar büyük ki, tam bir normale dönüş için yıllara ihtiyaç var. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Suriye genelinde 6 milyondan fazla insan ülke içinde yerinden edilmiş durumda ve 5 milyondan fazlası da mülteci olarak yurt dışında yaşıyor. Yermûk, bu insani krizin en sembolik noktalarından biri.
Yermûk’un Geleceği ve Bağımsız Değerlendirme
Yermûk’u ziyaret etmek, savaşın sadece fiziksel değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel yıkımını da gözler önüne seriyor. Bir zamanlar Filistin diasporasının kültürel merkezi olan bu bölge, şimdi sessizliğe gömülmüş durumda. Bölgenin yeniden canlandırılması, sadece binaların inşasıyla değil, aynı zamanda insanların geri dönüşü ve güvenli bir yaşamın tesisiyle mümkün olacak. Ancak mevcut siyasi ve ekonomik koşullar göz önüne alındığında, bu sürecin ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor.
Yermûk, Suriye iç savaşının acı bir mirası olarak hafızalarda kalacak. Ancak belki de en önemlisi, bu tür ziyaretlerin bize hatırlattığı gerçek: Savaşlar sadece cephede kazanılmaz veya kaybedilmez; asıl yıkım, geride kalan hayatlarda ve şehirlerde iz bırakır. Yermûk’un yeniden doğuşu, Suriye’nin genel barış ve istikrar sürecine bağlı. Uluslararası toplumun ve bölge ülkelerinin atacağı adımlar, bu toprakların kaderini belirleyecek. Bizlere düşen ise, bu insani dramı unutmamak ve çözüm için vicdani bir sorumluluk taşımak.