İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından Yerebatan Sarnıcı'nda mülkiyet ve yönetim tartışmasına son noktayı koyan mahkeme kararı açıklandı. Mahkeme, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyet hakkını tescil ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin itirazını reddetti. Böylece sarnıcın yönetimi resmen Vakıflar'a geçti.
Mahkeme süreci nasıl işledi?
Uzun süredir devam eden hukuki süreçte, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yerebatan Sarnıcı'nın kendi mülkiyetinde olduğunu iddia ederek dava açmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise sarnıcın belediye uhdesinde kalması gerektiğini savunarak karara itiraz etmişti. Mahkeme, yapılan incelemeler ve tarihsel kayıtlar sonucunda sarnıcın vakıf eseri olduğunu hükme bağladı.
Kararın detayları
Yargıtay tarafından onanan kararda, Yerebatan Sarnıcı'nın Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılan bir vakıf eseri olduğu ve bu nedenle mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olduğu belirtildi. Kararla birlikte sarnıcın işletme ve yönetim hakkı da Vakıflar'a devredilmiş oldu. İBB'nin tüm itirazları reddedildi.
Yerebatan Sarnıcı'nın tarihi önemi
Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 532 yılında inşa ettirilen Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un en büyük kapalı sarnıcı olarak biliniyor. 336 sütunun taşıdığı yapı, su depolama amacının yanı sıra günümüzde önemli bir turistik cazibe merkezi. Yılda milyonlarca ziyaretçi ağırlayan sarnıç, tarihi yarımadanın en çok ziyaret edilen noktalarından biri.
Uzmanlar ne diyor?
Kültür varlıkları uzmanları, mülkiyet tartışmalarının tarihi yapıların korunmasını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Ancak bu kararla birlikte sarnıcın bakım ve onarım çalışmalarının daha koordineli yürütülebileceği ifade ediliyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü, yapıyı koruma altına alarak turizme kazandırmayı hedefliyor.
Bağımsız değerlendirme
Yerebatan Sarnıcı gibi evrensel değere sahip bir kültür mirasının mülkiyet tartışmalarından sıyrılarak, profesyonel bir yönetim anlayışıyla ele alınması sevindirici. Kamu yararı gözetilerek atılacak adımlar, yapının gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmasını sağlayacaktır. Bu karar, tarihi yapıların korunmasında hukuki süreçlerin ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha gösterdi.