ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın İstanbul’da farklı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla gerçekleştirdiği görüşmeler, siyaset kulislerinde tartışma yarattı. YENİ Parti Parti Meclisi (PM) üyesi ve eski diplomat Namık Tan, Barrack’ın bu temaslarını eleştirerek iktidara “Türkiye'nin başkentinde yaşamayan, büyükelçilik sorumluluklarına odaklanmak yerine Trump'ın Ortadoğu'da başka ülkelerle ilişkilerini organize etmeye çalışan bir büyükelçinin bu faaliyetlerine izahat istenecek mi?” sorusunu yöneltti. Tan’ın bu çıkışı, Ankara’nın yabancı misyon şeflerinin görev alanlarına ilişkin tutumunu yeniden gündeme getirdi.
Barrack’ın İstanbul temasları ve Tan’ın eleştirisi
Tom Barrack’ın İstanbul’da çeşitli ülkelerin dışişleri bakanlarıyla bir araya gelmesi, diplomatik teamüller açısından dikkat çekici bulundu. Normal koşullarda bir büyükelçinin görev yaptığı ülkenin başkentinde faaliyet göstermesi ve ev sahibi ülkenin resmi makamlarıyla koordinasyon içinde olması beklenir. Ancak Barrack’ın İstanbul’daki görüşmeleri, ABD’nin bölgesel politikalarını doğrudan ilgilendiren konularda Türkiye’yi baypas eden bir görüntü oluşturdu. Namık Tan, bu durumun sadece diplomatik nezaket değil, aynı zamanda egemenlik ve karşılıklı saygı ilkeleri açısından da sorunlu olduğunu vurguladı. Tan, “Türkiye'nin başkentinde yaşamayan” ifadesiyle Barrack’ın Ankara’daki ikametgahını ve görevine yeterince odaklanmadığını ima etti.
Eski diplomat kimliğiyle tanınan Namık Tan’ın eleştirisi, Dışişleri Bakanlığı’nın ve hükümetin bu tür temaslara nasıl yaklaşacağı sorusunu da beraberinde getirdi. Tan, doğrudan iktidara seslenerek, “Bu faaliyetlere izahat istenecek mi?” diye sordu. Bu soru, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde son dönemde yaşanan gerilimlerin bir yansıması olarak okunabilir. Zira Washington’ın Suriye, Irak ve Körfez ülkeleriyle yürüttüğü diplomatik trafikte Ankara’nın pozisyonu sık sık sorgulanıyor.
Diplomatik teamüller ve egemenlik tartışması
Uluslararası ilişkilerde büyükelçilerin görev yaptıkları ülkenin başkentinde ikamet etmeleri ve ev sahibi ülkenin Dışişleri Bakanlığı ile resmi kanallardan iletişim kurmaları temel bir kuraldır. Tom Barrack’ın İstanbul’da farklı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla görüşmesi, bu kuralın dışına çıkan bir davranış olarak değerlendirildi. Namık Tan’ın tepkisi, sadece bir parti içi söylem değil, aynı zamanda diplomatik protokol ve egemenlik haklarına duyarlılığın bir ifadesi olarak öne çıktı. Tan, Barrack’ın “Trump'ın Ortadoğu'da başka ülkelerle ilişkilerini organize etmeye” çalıştığını belirterek, ABD’nin bölgesel politikalarını Türkiye üzerinden yürütme çabasına işaret etti.
Bu tür temasların Ankara’nın bilgisi dışında gerçekleşmesi, Türkiye’nin bölgesel denklemlerdeki ağırlığını azaltma amacı taşıyıp taşımadığı sorusunu akıllara getiriyor. Dışişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmaması, iktidarın nasıl bir tutum izleyeceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Namık Tan’ın çağrısı, hükümetin bu tür diplomatik girişimlere karşı sessiz kalmaması gerektiği yönünde bir uyarı niteliği taşıyor.
ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı mı?
Tom Barrack’ın göreve başlamasından bu yana ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, zaman zaman Türkiye’nin iç ve dış politikalarına dair açıklamalarla gündeme geldi. Barrack’ın İstanbul’daki görüşmeleri, iki müttefik ülke arasındaki diplomatik teamüllerin ne kadar esnek hale geldiğini gösteriyor. Namık Tan’ın tepkisi, muhalefetin bu tür gelişmeleri yakından takip ettiğini ve gerektiğinde kamuoyu önünde hesap soracağını ortaya koyuyor. YENİ Parti, son dönemde dış politika konularında daha görünür bir tutum sergiliyor; Tan’ın açıklaması da bu çizginin bir parçası.
Diplomatik kulislerde yankı uyandıran soru
“İzahat istenecek mi?” sorusu, sadece bir büyükelçinin faaliyetlerine yönelik değil, aynı zamanda Türkiye’nin kendi diplomatik kurumlarının etkinliğine dair bir sorgulama. Eğer hükümet bu tür temaslara yönelik bir açıklama yapmazsa, benzer görüşmelerin önünün açılabileceği ve Türkiye’nin bölgesel süreçlerde daha fazla dışlanabileceği endişesi dile getiriliyor. Öte yandan, ABD’nin İstanbul’daki faaliyetlerinin Ankara’nın onayıyla yapılıp yapılmadığı da net değil. Eğer onaylıysa, bu durumda muhalefetin tepkisi daha çok şeffaflık eksikliğine yönelik olacak. Değilse, diplomatik kriz kapıda demektir.
Namık Tan’ın geçmişte Washington’da büyükelçilik yapmış olması, açıklamalarına ayrı bir ağırlık katıyor. Tan, ABD’nin bölgesel politikalarını ve büyükelçilik teamüllerini yakından bilen bir isim olarak, Barrack’ın hareket tarzının alışılmadık olduğunu vurguluyor. Bu durum, iktidarın dış politika kadroları için de bir test niteliği taşıyor: Acaba Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Türkiye’deki diplomatik faaliyetlerini ne kadar yakından izliyor ve gerektiğinde müdahale ediyor?
Bağlam: Türkiye’nin bölgesel denklemlerdeki yeri
Son yıllarda Türkiye, Suriye’den Libya’ya, Karabağ’dan Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyada aktif bir diplomasi yürütüyor. Bu aktivizm, müttefikler arasında zaman zaman rahatsızlık yaratıyor. ABD’nin Ortadoğu’daki öncelikleri ile Türkiye’ninki her zaman örtüşmüyor. Tom Barrack’ın İstanbul’da farklı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla görüşmesi, bu örtüşmeyen çıkarların bir yansıması olarak görülebilir. Namık Tan’ın tepkisi, Türkiye’nin kendi bölgesel politikalarını belirlerken başka ülkelerin organize ettiği girişimlere karşı duyarlı olunması gerektiğini hatırlatıyor.
Önümüzdeki günlerde Dışişleri Bakanlığı’ndan gelecek olası bir açıklama, iktidarın bu tür diplomatik teamül ihlallerine karşı tutumunu netleştirecek. Muhalefetin ise konuyu Meclis gündemine taşıyıp taşımayacağı merak konusu. YENİ Parti’nin bu konuda bir soru önergesi vermesi veya grup toplantısında gündeme getirmesi beklenebilir. Şimdilik, Namık Tan’ın sorusu havada duruyor: “İzahat istenecek mi?” Bu sorunun yanıtı, sadece bir büyükelçinin faaliyetlerini değil, aynı zamanda Türkiye’nin diplomatik egemenliğine verdiği önemi de gösterecek.
Bağımsız bir değerlendirme olarak, büyükelçilerin görev yaptıkları ülkenin başkenti dışında yoğun diplomatik trafik yürütmeleri, ev sahibi ülkenin rızası olmadan meşruiyet kazanmaz. Bu tür durumlarda şeffaflık ve karşılıklı bilgilendirme, müttefiklik ilişkisinin gereğidir. Türkiye’nin bu konuda gereken hassasiyeti göstermesi, hem ulusal çıkarlar hem de bölgesel istikrar açısından elzemdir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ise siyaset kurumunun sorumluluğudur.