Türkiye'nin yeni anayasa hazırlık süreci, siyasi partiler arasında devam eden müzakerelerin yanı sıra akademi ve düşünce dünyasından gelen eleştirilerle şekilleniyor. Son haftalarda sürecin en çok tartışılan yönlerinden biri, 'entelektüel destek neden yok' sorusu. TBMM çatısı altında yürütülen çalışmalar, toplumun farklı kesimlerinin temsil edilmesi gerektiği vurgusuyla ilerlerken, birçok akademisyen ve yazar, yeni anayasanın toplumsal mutabakatla hazırlanması için görüşlerinin alınması gerektiğini belirtiyor. Sürecin başlangıcından bu yana, özellikle sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin katkısının yetersiz olduğu yönünde eleştiriler yükseliyor.
Meclis'teki Çalışmalar ve Beklentiler
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun toplantıları, dört siyasi partinin temsilcilerinin katılımıyla haftalık olarak devam ediyor. Komisyonun amacı, mevcut anayasanın yerine sivil ve demokratik bir metin hazırlamak. Ancak komisyon üyeleri, sürecin yalnızca siyasi partilerin uzlaşmasıyla sınırlı kalamayacağını, toplumun geniş kesimlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu kapsamda, üniversitelerin hukuk fakülteleri, barolar, insan hakları örgütleri ve düşünce kuruluşları ile istişare toplantıları düzenlenmesi önerisi masada. Ancak bu toplantıların henüz başlamamış olması, 'entelektüel kesimin sürece katkısı neden alınmıyor' tartışmalarını beraberinde getiriyor. Bazı siyasi parti temsilcileri ise, sürecin başında tüm paydaşlarla görüşüleceğine dair taahhüt verildiğini, ancak zaman kısıtı nedeniyle önceliğin siyasi mutabakata verildiğini savunuyor.
Akademisyenlerden Sert Tepki
Konuya ilişkin açıklama yapan çeşitli üniversitelerden anayasa hukuku profesörleri, demokratik bir anayasanın hazırlanmasında halkın ve sivil toplumun katılımının yanı sıra akademik bilginin de kritik önem taşıdığını vurguluyor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Prof. Dr. Ayşe Demir, "Anayasa yapımı, bir toplumun geleceğini belirleyen en önemli siyasal süreçtir. Bu süreçte bilim insanlarından yararlanılmaması, ortaya çıkacak metnin toplumsal meşruiyetini zedeler" şeklinde konuştu. Demir, ayrıca Türkiye'nin farklı üniversitelerindeki anayasa hukuku kürsülerinden oluşturulacak bir bilim kurulunun, komisyona teknik destek sağlayabileceğini önerdi. Benzer eleştiriler, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden de geldi. Öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Yılmaz, "Mevcut süreç, kapalı kapılar ardında yürütülürse, ortaya çıkan metin toplumsal değil, siyasi bir metin olur. Oysa anayasa, toplumun ortak değerlerini yansıtmalıdır" dedi.
Toplumsal Mutabakatın Önemi
Yeni anayasa çalışmalarında, toplumsal mutabakatın sağlanmasının, sürecin en zorlu aşaması olduğu biliniyor. 1982 Anayasası'nın askeri darbe sonrası hazırlandığını hatırlatan uzmanlar, yeni anayasanın sivil toplumun katılımıyla yazılması gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda, çeşitli sivil toplum kuruluşları, kadın dernekleri, gençlik örgütleri ve meslek odalarının temsilcilerinin komisyon toplantılarına davet edilmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak bu çağrılara rağmen, şu ana kadar sivil toplumun sürece doğrudan katılımı sağlanmış değil. Bazı çevreler, bu durumun, hükümetin anayasa değişikliğini hızla geçirme isteğinden kaynaklandığını öne sürüyor. Muhalefet partileri ise, toplumsal kesimlerin görüşlerini içeren bir rapor hazırlayarak komisyona sunmayı planladıklarını açıkladı.
Yeni anayasa sürecinin, demokratikleşme ve insan hakları alanındaki beklentileri karşılaması, en az siyasi çekişmelerin gölgesinde kalmaması için kritik. Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşayan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerle ilgili talepleri, anayasa metninin kapsayıcılığına bağlı. Öte yandan, anayasada yapılacak düzenlemelerin, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve medya özgürlüğü gibi başlıklarda yeni güvenceler getirip getirmeyeceği merak konusu. Toplumun bu beklentileri, sürecin sadece siyaset kurumunun inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu noktada, entelektüel kesimin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi, anayasanın meşruiyetini artıracak en önemli adım olarak görülüyor.
Sonuç olarak, yeni anayasa çalışmaları Türkiye için tarihi bir fırsat. Ancak bu fırsatın değerlendirilebilmesi, sürecin şeffaf, katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla yürütülmesine bağlı. Bilim insanlarının ve düşünce dünyasının sessiz kalması, ya da sürece dahil edilmemesi, ortaya çıkacak metnin toplumsal mutabakatla hazırlanmış olma iddiasını zayıflatacaktır. Demokratik bir anayasa, ancak toplumun tüm kesimlerinin ortak aklıyla yazıldığında anlamlıdır. Bu nedenle, komisyonun bir an önce uzmanlar ve sivil toplumla bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunması, hem sürecin niteliği hem de sonuçlarının kabul edilebilirliği açısından yaşamsal önemdedir.