Bugün sabahın erken saatlerinde Trabzon'dan yola çıktık. İlk durağımız, tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü Sümela Manastırı oldu. Manastırın ihtişamı karşısında büyülenirken, asıl hedefimizin Karadeniz'in incisi yaylalar olduğunu hatırladık. Camiboğazı Yaylası'na doğru tırmanışa geçtiğimizde, karşılaştığımız manzara içimizi acıttı. Yeşilin bin bir tonunun hüküm sürdüğü bu cennet köşeler, beton yığınlarına ve kontrolsüz yapılaşmaya kurban gidiyor. Bu yolculuk, sadece bir gezi değil, aynı zamanda doğanın sessiz çığlığının tanıklığı oldu.
Yaylalarda Betonlaşma Tehlikesi
Camiboğazı Yaylası'na vardığımızda, yaylanın eski doğal dokusunu kaybettiğini görmek üzücüydü. Her yıl yaz aylarında binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan bu bölge, son yıllarda artan imar faaliyetleriyle adeta bir şantiyeye dönüşmüş durumda. Kaçak yapılaşma, betonarme oteller ve beton yollar, yaylaların ekosistemini tehdit ediyor. Yerel halk ve çevre aktivistleri, bu gidişata dur demek için mücadele veriyor. Trabzon Çevre Platformu sözcüsü Ahmet Yılmaz, "Yaylalarımız birer beton yığınına dönüşüyor. Bu gidişle doğal mirasımızı çocuklarımıza aktaramayacağız" diyor.
Doğal Güzelliklerin Tahribatı
Sadece yapılaşma değil, aynı zamanda çevre kirliliği de yaylaları tehdit eden bir diğer önemli faktör. Ziyaretçilerin geride bıraktığı çöpler, plastik atıklar ve atık sular, hem görüntü kirliliğine hem de doğanın dengesinin bozulmasına neden oluyor. Özellikle yaz aylarında piknikçilerin ve kampçıların bilinçsiz davranışları, yaylaların eşsiz bitki örtüsüne zarar veriyor. Bölgede incelemelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Karaca, "Yaylalarımız, biyolojik çeşitlilik açısından son derece zengin ekosistemlerdir. Ancak bu ekosistemler, insan baskısı nedeniyle hızla tahrip oluyor. Acil önlemler alınmazsa, bu değerleri kaybedeceğiz" şeklinde konuşuyor.
Ekonomik Baskı ve Turizm
Yaylaların tükenmesinde ekonomik faktörler de büyük rol oynuyor. Turizm gelirlerini artırma amacıyla yaylalarda yapılaşmaya izin verilmesi, kısa vadede ekonomik fayda sağlasa da uzun vadede telafisi imkansız çevre tahribatına yol açıyor. Bölgede yaşayan halk, hayvancılık ve tarımın yerini turizme bırakmasıyla geçim kaynaklarını kaybetme endişesi taşıyor. Beytullah Öztürk adlı bir yayla sakini, "Eskiden hayvancılık yapardık, yaylamızın havası suyu berbattı. Şimdi her yer beton, hayvancılık da bitti" diyerek sitem ediyor.
Yasal Düzenlemeler ve Denetim Eksikliği
Yaylalardaki yapılaşmanın önüne geçmek için çıkarılan yasal düzenlemeler, maalesef denetim eksikliği nedeniyle etkili olamıyor. Belediyelerin ve valiliklerin kaçak yapılara karşı yeterli denetim yapmaması, bu sorunun büyümesine zemin hazırlıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın son yıllarda başlattığı yayla eylem planları, bazı bölgelerde olumlu sonuçlar verse de, bu çabaların yetersiz olduğu açık. Uzmanlar, yaylaların korunması için yerel halkın da sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Trabzon'dan başlayıp Camiboğazı'na uzanan bu yolculuk, yaylalarımızın geleceği hakkında ciddi soru işaretleri doğuruyor. Doğanın bizlere emaneti olan bu güzellikleri korumak, hepimizin görevi. Atılacak her adım, alınacak her karar, gelecek nesillere bırakacağımız mirası belirleyecek. Yetkililerin ve toplumun bu konuda duyarlı olması, yaylaların kurtuluşu için şart. Aksi takdirde, çocuklarımız bu güzelim yaylaları ancak eski fotoğraflarda görebilecek.