Türkiye'de milyonlarca çalışanı yakından ilgilendiren emsal bir karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nden geldi. Yüksek Mahkeme, balık çiftliğinde görevini tamamladıktan sonra iş yerinin yakınlarında denize girerek yüzen bir işçinin boğulması sonucu yaşamını yitirmesini iş kazası olarak değerlendirmedi. Karar, iş kazası tanımının sınırlarını yeniden gündeme getirirken, işverenler ve sigortalı çalışanlar açısından önemli bir referans niteliği taşıyor.
Olayın Geçmişi ve Yerel Mahkeme Kararı
Olay, bir balık çiftliğinde çalışan işçinin, mesai saatleri içinde kendisine verilen görevi tamamlamasının ardından, işyerinin hemen yakınındaki denize girerek yüzmeye başlamasıyla yaşandı. Bir süre sonra beli tutulan işçi, çevredekilerin müdahalesine rağmen kurtarılamayarak boğuldu. İşçinin ailesi, ölümün iş kazası olduğunu iddia ederek Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) başvurdu. SGK'nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi üzerine aile, konuyu yargıya taşıdı. İlk derece mahkemesi, işçinin ölümünün iş kazası sayılması gerektiğine hükmederek, ailenin açtığı davayı kabul etti. Mahkeme, işçinin görevini yaptığı sırada işyeri sahasında ve işverenin kontrolü altında bulunduğunu, bu nedenle olayın iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Yargıtay'ın Bozma Kararı ve Gerekçesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ise yerel mahkemenin bu kararını bozdu. Yüksek Mahkeme'nin kararında önemli bir ayrıma gidildi. İşçinin, kendisine verilen görevi tamamladıktan sonra denize girmesinin, işverenin talimatı veya görevlendirmesi kapsamında olmadığı vurgulandı. Kararda, işçinin bu davranışının işyeri ile ilgisi bulunmayan kişisel bir tercih olduğu ve iş kazası sayılabilmesi için gerekli olan 'işverenin yönetim ve denetim alanı içinde gerçekleşen, işin yürütümüyle ilgili' unsurunun bulunmadığı ifade edildi. Yargıtay'a göre, mesai saatleri içinde olsa bile, işçinin kendiliğinden denize girmesi ile iş kazası arasında illiyet bağı (nedensellik bağı) kurulamaz. Bu nedenle ölüm, iş kazası değil, kişisel bir kaza olarak değerlendirildi. Karar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'ndaki iş kazası tanımına dayandırıldı.
İş Kazası Tanımı ve Sınırları
5510 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre bir olayın iş kazası sayılabilmesi için belirli şartların birlikte gerçekleşmesi gerekiyor. Bu şartlar; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işverenin yönetim ve denetim alanı içinde gerçekleşmiş olması, işverenin verdiği işi yaparken oluşması ya da işyerinde ve işverenin yönetim ve denetim alanı içinde, sigortalının işi nedeniyle görevli olarak başka bir yere gönderilmesi sırasında meydana gelmesi gibi durumları kapsıyor. Yargıtay'ın bu kararı, işverenin denetim alanında olsa bile, işçinin tamamen kişisel saiklerle gerçekleştirdiği fiillerin iş kazası sayılamayacağını ortaya koyması açısından büyük önem taşıyor. Özellikle işyeri yakınlarında denize girme, yüzme gibi aktivitelerin işin yürütümüyle ilgisi olmadığı sürece iş kazası kapsamında değerlendirilemeyeceği vurgulanıyor.
Kararın Sonuçları ve Değerlendirme
Bu emsal karar, hem işverenlerin hem de çalışanların dikkat etmesi gereken önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. İşverenler açısından, işyeri içinde veya yakınında meydana gelen kazaların otomatik olarak iş kazası sayılmayacağı, işin yürütümüyle ilgili olmayan eylemlerde sorumluluklarının bulunmadığı netleşti. Çalışanlar açısından ise, mesai saatleri içinde dahi olsa, işverenin talimatı dışında gerçekleştirilen kişisel faaliyetlerin (yüzme, spor, gezi vb.) iş kazası güvencesinden yoksun olabileceği anlaşılıyor. Uzmanlar, bu tür durumlarda işverenlerin işyeri yakınlarındaki tehlikelere karşı önlem alması ve çalışanları bilgilendirmesi gerektiğini, aksi halde ağır kusur sorumluluğuyla karşılaşabileceklerini belirtiyor. Karar, iş hukuku literatüründe tartışmalara yol açarken, benzer olaylarda artık dikkate alınacak bir içtihat oluşturuyor.