Şirket bünyesindeki spor kulübünün düzenlediği halı saha turnuvasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden bir işçinin ölümü, Yargıtay tarafından iş kazası olarak değerlendirildi. Yerel mahkemenin tazminat kararını inceleyen Yargıtay, kusur belirlemesi ve bünyesel faktör değerlendirmesini yasaya aykırı bularak kararı bozdu. Bu karar, işverenlerin sosyal etkinliklerdeki sorumluluğuna ilişkin emsal niteliği taşıyor.
Olayın Geçmişi ve Yerel Mahkeme Kararı
Olay, şirketin bünyesindeki spor kulübünün organize ettiği halı saha turnuvası sırasında meydana geldi. Turnuvaya katılan işçi, maç esnasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. İşçinin yakınları, ölümün iş kazası olduğu gerekçesiyle işverene karşı tazminat davası açtı. Yerel mahkeme, ilk incelemede işçinin ölümünü iş kazası olarak kabul etti ve işvereni kusurlu bularak tazminata hükmetti. Ancak kararda, işçinin bünyesel faktörlerinin de etkili olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmıştı. Bu değerlendirme, Yargıtay incelemesinde yasaya aykırı bulundu.
Yargıtay'ın Bozma Gerekçesi
Yargıtay, yerel mahkemenin kararını incelerken özellikle kusur belirlemesi ve bünyesel faktörlerin rolü üzerinde durdu. Yüksek mahkeme, iş kazası tanımının 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesinde düzenlendiğini hatırlattı. Buna göre, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada veya işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olaylar iş kazası sayılıyor. Yargıtay, halı saha turnuvasının işveren tarafından düzenlenen bir etkinlik olduğunu ve işçinin bu etkinliğe katılımının iş ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, bünyesel faktörlerin varlığı tek başına iş kazası nitelendirmesini ortadan kaldırmazken, yerel mahkemenin bu faktörleri kusur indirimi gerekçesi yapması hatalı bulundu. Yargıtay, işverenin etkinliği düzenlerken gerekli sağlık önlemlerini alıp almadığının araştırılması gerektiğini belirterek dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi.
İş Kazası Kavramı ve Yargıtay İçtihatları
Türk hukukunda iş kazası, geniş bir yorumla ele alınıyor. Yargıtay'ın önceki kararlarında da işyeri dışında gerçekleşen ancak işin yürütümüyle bağlantılı olan etkinliklerde meydana gelen ölüm veya yaralanmalar iş kazası kabul edilmişti. Örneğin, işveren tarafından düzenlenen piknik, spor turnuvası veya eğitim gezileri gibi faaliyetlerde yaşanan olaylar, iş ilişkisi kapsamında değerlendiriliyor. Bu tür etkinlikler, işçinin motivasyonunu artırmak ve işyeri bağlılığını güçlendirmek amacıyla düzenlendiği için işverenin sorumluluğu da genişliyor. Yargıtay'ın bu son kararı, söz konusu içtihatları pekiştirir nitelikte. Karar, işverenlere sosyal etkinliklerde çalışanların sağlığını koruma yükümlülüğü getiriyor. Özellikle kalp rahatsızlığı gibi kronik hastalığı olan işçilerin katıldığı etkinliklerde, işverenin önceden sağlık taraması yapması veya etkinliğe katılım için sağlık raporu istemesi gerekebilir.
İşverenler İçin Sonuçlar ve Hukuki Değerlendirme
Bu karar, işverenlerin işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki yükümlülüklerini bir adım daha ileri taşıyor. İşverenler, sadece işyerinde değil, işle bağlantılı sosyal etkinliklerde de gerekli önlemleri almakla yükümlü hale geliyor. Aksi halde, meydana gelen ölüm veya yaralanmalarda tazminat sorumluluğu doğabiliyor. Hukukçular, bu kararın özellikle büyük ölçekli şirketlerin düzenlediği spor turnuvaları, piknikler ve benzeri etkinlikler için emsal teşkil edeceğini belirtiyor. Karar, iş kazası tespitinde bünyesel faktörlerin rolünü de netleştiriyor: bünyesel faktörler iş kazası nitelendirmesini ortadan kaldırmıyor, ancak kusur oranının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Yargıtay'ın bozma kararı, yerel mahkemenin yeniden yargılama yaparak işverenin kusur durumunu ve bünyesel faktörlerin etkisini daha ayrıntılı değerlendirmesini gerektiriyor. Bu süreçte, bilirkişi raporları ve tıbbi deliller önem taşıyacak. Nihai karar, işverenin tazminat sorumluluğunun kapsamını belirleyecek.
Sonuç olarak, Yargıtay'ın bu emsal kararı, iş kazası kavramının sınırlarını genişletirken işverenlerin sosyal etkinliklerdeki sorumluluğunu da artırıyor. İşçi sağlığı ve güvenliği mevzuatına uyum, artık işyeri dışındaki faaliyetleri de kapsayacak şekilde yorumlanmalı. Bu gelişme, çalışanların haklarının korunması açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilirken, işverenlerin de risk yönetimi stratejilerini gözden geçirmesini gerektiriyor.