İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 10 milyon liralık menfi tespit davası, Türkiye hukuk tarihinde bir ilke sahne oldu. Davada, bir şirketin eski genel müdürünün avukatı, savunma dilekçesini yapay zekâ destekli bir program kullanarak hazırladı. Bu durum, mahkeme heyeti ve karşı taraf avukatlarının itirazına neden olurken, hukuk dünyasında yapay zekânın sınırları ve etik kullanımı tartışılmaya başlandı.
Davanın Özü ve Yapay Zekâ Kullanımı
İstanbul merkezli bir teknoloji şirketinin eski genel müdürü ile şirket arasındaki uyuşmazlık, 10 milyon liralık bir menfi tespit davasına dönüştü. Şirket, eski genel müdürün şirkete borçlu olduğunu iddia ederken, davalı taraf bu borcun bulunmadığını kanıtlamak için dava açmıştı. Davalı avukatı, savunma dilekçesini hazırlarken yapay zekâ tabanlı bir hukuk yazılımı kullandığını açıkladı. Bu yazılım, mevcut içtihatları ve yasal düzenlemeleri analiz ederek dilekçenin hukuki dayanaklarını güçlendirmişti.
Mahkeme salonunda yaşanan tartışma, avukatın bu açıklamasının ardından başladı. Karşı taraf avukatı, yapay zekâ ile hazırlanan dilekçenin hukuka aykırı olduğunu, çünkü makinelerin hukuki görüş bildirmesinin yasal çerçevede öngörülmediğini savundu. Hakim ise konunun hukuki boyutunu araştırmak için duruşmayı erteledi. Bu gelişme, Türkiye’de yapay zekânın hukuk pratiğinde kullanımına yönelik ilk ciddi test olarak değerlendiriliyor.
Hukuk Dünyasında Yapay Zekâ Tartışması
Olay, hukukçular arasında ikiye bölünmüş durumda. Bazı hukukçular, yapay zekânın avukatların iş yükünü hafifletip daha hızlı ve doğru analiz yapmasını sağlayacağını, bunun da adalete erişimi kolaylaştıracağını belirtiyor. Özellikle büyük veri analizi ve içtihat taraması gibi konularda yapay zekânın önemli avantajlar sunduğunu vurguluyorlar. Diğer bir kesim ise yapay zekânın hukuki yorum yapma yeteneğinin olmadığını, etik sorumluluğun avukatta olduğunu ve bu tür kullanımların denetlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkiye Barolar Birliği’nden yapılan açıklamada, konunun henüz gündemlerinde olmadığı ancak hukuk meslek kurallarının güncellenmesi gerektiği yönünde görüşlerin arttığı belirtildi. İstanbul Barosu Yapay Zekâ Hukuku Komisyonu Başkanı olan Av. Leyla Kaya, “Yapay zekâ araçları, avukatın karar verme sürecini destekleyebilir ancak nihai karar her zaman insan iradesine ait olmalıdır. Bu nedenle yapay zekânın savunma hazırlığındaki rolü, şeffaf bir şekilde ve etik sınırlar çerçevesinde değerlendirilmelidir” dedi.
Bu tartışma, yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde de yankı buluyor. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde yapay zekânın hukuk alanında kullanımına yönelik farklı düzenlemeler bulunuyor. Kimi ülkelerde yapay zekânın hukuki süreçlerde tamamen yasaklanması ya da sınırlandırılması gündemdeyken, bazıları da bu teknolojinin adalet sistemini daha verimli hale getireceği düşüncesiyle destekliyor.
Karar ve Olası Sonuçlar
Mahkeme, yapay zekâ ile hazırlanan dilekçenin kabul edilip edilmeyeceğine önümüzdeki haftalarda vereceği kararla netlik kazandıracak. Eğer mahkeme yapay zekâ kullanımını hukuka uygun bulursa, bu Türkiye’de hukuk pratiğinde bir dönüm noktası olabilir. Avukatların teknolojiyi daha yoğun kullanmasının önü açılırken, hukuk fakültelerinde yapay zekâ derslerinin müfredata girmesi gündeme gelebilir. Ancak kararın olumsuz olması halinde, benzer uygulamaların önü kesilecek ve yapay zekânın hukukta kullanımına dair yasal düzenleme ihtiyacı daha da artacak.
Bu dava, bağımsız bir değerlendirme açısından, hukukun dinamik yapısının teknoloji karşısında ne kadar esneyebileceğini gösteren önemli bir örnek. Türkiye’deki hukuk sisteminin, teknolojik gelişmelere ayak uydurma noktasında yeni bir sınav verdiği görülüyor. Bu süreçte, hem hukukçuların hem de yasa koyucuların, yapay zekâyı etik ve yasal çerçeveye oturtacak adımları hızlandırması bekleniyor.