Vize randevu karaborsası skandalı Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındı. Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, vize başvurularında aracılık yapan şirketlerin sahiplik yapısının araştırılmasını isteyerek, bu şirketlerin Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) bazı milletvekilleri ve bakanlarıyla -yeni ve eski- ilişkili olduğunu öne sürdü. Özdağ’ın iddiası, vatandaşların vize almak için haftalarca randevu beklemek zorunda kalmasına karşın bu şirketlerin kısa sürede randevu sağlayarak yüksek ücretler talep ettiği yönündeki kamuoyu tepkilerinin ardından geldi.
Özdağ’ın önergesi: Kimler bu şirketlerin sahibi?
Selçuk Özdağ, TBMM’ye verdiği yazılı soru önergesinde, vize randevuları için faaliyet gösteren aracı firmaların ortaklık yapılarının incelenmesini talep etti. Özdağ, “Bu şirketler Adalet ve Kalkınma Partisinin bazı milletvekilleriyle, bazı bakanlarıyla -eski, yeni milletvekilleriyle ve bakanlarıyla- ilişkileri olan şirketler” ifadelerini kullandı. Söz konusu şirketlerin, normalde haftalar sonrasına verilen randevuları birkaç gün içinde ayarlayabildiği ve karşılığında binlerce lira ücret talep ettiği iddia ediliyor. Özdağ, bu durumun “vize karaborsası” olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtti.
Vize krizi ve randevu sorunu
Türkiye’de vize başvurularında yaşanan yoğunluk ve randevu bulma zorluğu, özellikle Schengen vizesi başvurularında büyük bir sorun haline gelmiş durumda. Vatandaşlar, resmi temsilciliklerden haftalar hatta aylar sonrasına randevu alabilirken, aracı şirketlerin kısa sürede randevu sağlaması ise akıllarda soru işareti bırakıyor. Daha önce de İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı benzer iddialarla ilgili inceleme başlatmış ancak somut bir sonuç kamuoyuyla paylaşılmamıştı.
Özdağ’ın önergesi, bu konunun yeniden gündeme gelmesine neden olurken, AKP kanadından henüz resmi bir yanıt gelmedi. Ancak muhalefet partileri, konunun Meclis Araştırması açılarak detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini savunuyor. CHP ve İYİ Partili milletvekilleri de sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda, “Vize mağduru vatandaşların sırtından zengin olan bu şirketlerin kimlerle bağlantılı olduğu ortaya çıkarılmalı” çağrısında bulundu.
Vize randevu karaborsası, yalnızca bireysel başvuruları değil, iş insanları ve öğrencileri de olumsuz etkiliyor. Uzun süren randevu beklemeleri nedeniyle iş seyahatleri ve eğitim planları aksarken, aracı şirketlerin bu açığı fırsata çevirdiği belirtiliyor. Uzmanlar, sorunun temelinde vize başvuru sürecindeki yetersiz kapasite ve bürokratik engeller olduğunu, ancak aracı şirketlerin bu durumu kullanarak haksız kazanç elde ettiğini ifade ediyor.
Selçuk Özdağ, önergesinde ayrıca, bu şirketlerin hangi kriterlere göre randevu tahsis ettiği, şirket sahiplerinin kim olduğu ve herhangi bir kamu görevlisiyle bağlantılarının bulunup bulunmadığının araştırılmasını istedi. Konuyla ilgili olarak TBMM Dışişleri Komisyonu’nun da gündemine alınması bekleniyor.
Öte yandan, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri daha önce yaptıkları açıklamalarda, vize başvurularında herhangi bir usulsüzlüğe izin verilmeyeceğini ve gerekli denetimlerin yapıldığını belirtmişti. Ancak muhalefet, bu açıklamaların yeterli olmadığını ve somut adımlar atılması gerektiğini vurguluyor.
Vize karaborsası tartışmaları, aynı zamanda Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki vize serbestisi müzakerelerine de gölge düşürüyor. Vatandaşların vize almakta yaşadığı güçlükler, AB’nin Türkiye’ye yönelik vize politikalarının sorgulanmasına neden olurken, aracı şirketlerin ‘rant’ odağı haline gelmesi siyasi bir boyut kazanıyor. Konunun takipçisi olunacağını belirten Özdağ, “Vize mağduriyeti yaşayan vatandaşlarımızın haklarını korumak için bu iddiaların üzerine gideceğiz” dedi.
Türkiye’de vize randevu sürecinin şeffaflaştırılması ve aracı şirketlerin faaliyetlerinin denetlenmesi yönünde yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade eden hukukçular, mevcut durumun haksız rekabet ve hatta dolandırıcılık boyutuna ulaştığı uyarısında bulunuyor. TBMM’deki gelişmelerin ardından konunun yargıya da taşınabileceği belirtiliyor.
Son olarak, vize randevularındaki karaborsa olayının yalnızca bir şeffaflık sorunu değil, aynı zamanda etik ve hukuki bir mesele olduğu görülüyor. Siyasi bağlantıları ima eden bu iddiaların aydınlatılması, hem kamuoyunun güvenini tazeleyecek hem de benzer uygulamaların önüne geçilmesini sağlayacaktır. Meclis’in bu konuyu ivedilikle ele alması, vatandaşların en temel haklarından biri olan seyahat özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması adına önemli bir adım olacaktır.