Türkiye'de infial yaratan bir davada, kızını 6 yaşındayken bir müridiyle dini nikahla evlendirdiği gerekçesiyle 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Okur, Yargıtay'ın bozma kararının ardından yeniden yargılandığı davada tahliye edildi. Mahkeme, eksik soruşturma ve hukuki değerlendirme hataları gerekçesiyle verilen bozma kararına uyarak sanığın tutuksuz yargılanmasına hükmetti. Karar, çocuk istismarı ve din istismarı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Yargıtay bozdu, mahkeme tahliye etti
İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin bozma ilamı doğrultusunda hareket eden mahkeme heyeti, Yusuf Okur'un tutukluluk halinin devamını gerektirir bir gerekçe olmadığına karar verdi. Okur, yaklaşık 2 yıldır cezaevinde bulunuyordu. Mahkeme, aynı zamanda "çocuğun cinsel istismarı" ve "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlarından verilen cezaları da bozma kapsamında yeniden değerlendirecek. Bir sonraki duruşma 2025 yılına ertelendi.
Dava süreci ve iddialar
Yusuf Okur, 2010 yılında henüz 6 yaşındaki kızı H.G.O.'yu, kendisine bağlı bir müridi olan Kadir İstekli ile dini nikahla evlendirmekle suçlanıyordu. İddianameye göre çocuk, 6 yaşından itibaren İstekli tarafından cinsel istismara maruz kaldı ve yıllarca bir evde alıkonuldu. Olay, mağdurun 2022 yılında ailesinden birine sığınmasıyla ortaya çıktı. Hiranur Vakfı, yıllardır cemaat yapılanması içinde faaliyet gösteriyordu. Davaya müdahil olan sivil toplum örgütleri, kararın çocuk istismarına karşı mücadeleyi zayıflattığını savundu.
Tepkiler ve hukuki tartışmalar
Karar, sosyal medyada ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Barolar, kadın ve çocuk hakları dernekleri kararı kınarken, avukatlar temyiz yoluna başvuracaklarını açıkladı. Hukukçular ise Yargıtay'ın bozma gerekçesini "delillerin takdirinde hata" olarak yorumluyor. Bir kısım yorumcu, bu tür davaların toplumda din kisvesi altında işlenen suçlara karşı caydırıcılığı azalttığını belirtiyor.
Toplumsal bağlam ve değerlendirme
Bu dava, Türkiye'de çocuk yaşta evlilikler, dini nikah uygulamaları ve cemaat yapılarının denetimsizliği konularını yeniden gündeme getirdi. Mağdurun ifadeleri, yaşadığı travmanın boyutlarını gözler önüne sererken adalet sisteminin bu tür istismarları önlemede yetersiz kaldığı eleştirileri yapılıyor. Yargıtay'ın bozma kararıyla sonuçlanan bu süreç, hukuki bir zaferden çok toplumsal bir yara olarak kayıtlara geçiyor. Adaletin tecellisi için kamuoyunun ve yargının bu konudaki hassasiyetini sürdürmesi gerekiyor.