İslam İşbirliği Teşkilatı'na (İİT) üye ülkeler, Ürdün'ün Mescid-i Aksa'daki mevcut durumun dini bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki acil uyarısı üzerine dün Amman'da olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Türkiye dahil çok sayıda ülkenin temsilcilerinin katıldığı toplantıda, İsrail'in Kudüs'teki statükoyu değiştirme girişimlerinin bölgesel istikrarı tehdit ettiği vurgulandı. Ürdün, Mescid-i Aksa'nın koruyuculuğu olarak bilinen statükoya yönelik tehditlerin tüm İslam dünyasını etkileyeceğini ifade etti.
Ürdün'ün Uyarısı ve Bakanların Toplanması
Ürdün, İsrail'in Mescid-i Aksa'daki uygulamalarının ve özellikle ziyaretçi/kudüs'lü Müslümanlara yönelik kısıtlamalarının, Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsünü ihlal ettiğini belirterek, bu durumun sadece Filistinlileri değil tüm Müslümanları hedef aldığını açıkladı. Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi'nin ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya, aralarında Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bulunduğu 20'ye yakın ülkenin bakanı katıldı. Toplantıda, İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerinin durdurulması için ortak bir eylem planı hazırlanması kararlaştırıldı. Bakanlar, Kudüs'ün kutsal mekanlarının statüsünü korumak için uluslararası topluma çağrıda bulunma konusunda mutabık kaldı.
Mescid-i Aksa'daki Son Durum ve İsrail'in Planları
Mescid-i Aksa, İslam dünyasının ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mekanı olması nedeniyle büyük önem taşıyor. Ancak son dönemde İsrail'in, özellikle sağcı hükümetinin politikalarıyla birlikte, Mescid-i Aksa'nın işleyişine müdahale ettiği ve yönetim yapısını değiştirmeye çalıştığı iddiaları gündemde. İsrail'in, Mescid-i Aksa'yı fiili olarak ele geçirme planları olduğu ve bu kapsamda zaman zaman Yahudi ziyaretçilerin bölgeye girişine izin verdiği, bölgede ibadet eden Müslümanlara yönelik kısıtlamalar getirdiği belirtiliyor. Ürdün yönetimi, bu girişimlerin mevcut statükoyu bozacağını ve bölgesel bir yangına yol açabileceğini defalarca dile getirmişti. Amman'daki toplantıda da bu konunun ciddiyeti üzerinde duruldu.
Toplantıda konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail'in Kudüs'teki tek taraflı adımlarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Mescid-i Aksa'nın statüsü korunmalı ve kutsal mekanların saygınlığı güvence altına alınmalıdır. Türkiye, bu konuda Filistin halkının ve Kudüs'ün yanında durmaya devam edecektir" dedi. Fidan ayrıca, İsrail'in bu politikalarının barış sürecine büyük zarar verdiğini ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurguladı.
Bölgesel ve Uluslararası Yansımalar
Ürdün'ün bu girişimi, İsrail ile yakınlaşma süreci yaşayan bazı Arap ülkelerinin de tutumunu etkiliyor. Amman'daki toplantıya, normalleşme anlaşması imzalayan Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerin de katılmaması dikkat çekti. Ancak yine de toplantının, Müslüman toplumun bu konudaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koyduğu ifade ediliyor. Mescid-i Aksa konusu, Filistin meselesinin sembolü olarak görüldüğü için, İsrail'in bu yöndeki adımları yalnızca bölge ülkelerini değil, dünya genelindeki Müslümanları da yakından ilgilendiriyor.
İsrail tarafı ise, Mescid-i Aksa'daki statükoya saygı duyduğunu ancak ziyaretçiler için güvenlik önlemleri almak zorunda olduğunu savunuyor. Ancak uluslararası gözlemciler, İsrail'in özellikle aşırı sağcı bakanların etkisiyle Mescid-i Aksa'nın bölünmesi veya Yahudi ibadetine açılması gibi planları olduğuna dair raporlar bulunduğunu hatırlatıyor.
Sonuç: Ortak Durum Değerlendirmesi
Amman'daki toplantı, İslam dünyasının Mescid-i Aksa konusundaki duyarlılığının taze ve güçlü bir göstergesi olarak önem taşıyor. Ancak toplantıdan çıkan kararların bağlayıcılığının olmaması ve İsrail'in uluslararası kararlara uymaması, bu tür diplomatik girişimlerin etkinliğini sınırlıyor. Yine de bu buluşmalar, Müslüman ülkelerin ortak bir tavır geliştirmesi ve Kudüs'ün önemini tüm dünyaya hatırlatması açısından kıymetli. Mescid-i Aksa üzerindeki yaşanacak her gerilim, sadece bölgesel değil küresel bir krize dönüşme potansiyeli taşıdığı için, tarafların sağduyulu davranması gerekiyor. Bu bağlamda, Ürdün'ün ve Türkiye'nin girişimlerinin, barışı koruma çabaları açısından önemli bir adım olduğu söylenebilir.