Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi'nin iş insanı Osman Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararına sert tepki gösterdi. Uçum, yaptığı yazılı açıklamada, "AİHM de Amor da haddini bilsin" ifadesini kullandı ve Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) taraf olma durumunu ve AİHM'e bireysel başvuru imkanını gözden geçirme zamanının geldiğini belirtti. Bu açıklama, Ankara ile Strasbourg arasında yeni bir krize işaret ediyor.
Uçum'dan Floş Sözler: "Karar Hukuk Tanımaz"
Mehmet Uçum, AİHM Büyük Dairesi'nin 2019'daki ilk kararını onaylayarak Kavala'nın derhal serbest bırakılmasını istemesini "hukuk tanımaz" olarak nitelendirdi. Açıklamasında, Türk yargısının Kavala dosyasında verdiği kararların gerekçeli ve hukuki olduğunu savunan Uçum, AİHM'in kararının siyasi bir karar olduğunu öne sürdü. Uçum, "Bu karar, Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik çifte standardını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hiçbir uluslararası mahkeme, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını ve yargı bağımsızlığını hiçe sayarak karar veremez" dedi.
Uçum'un açıklamasında dikkat çeken bir diğer nokta, "Ayrıca bu kararın arkasındaki zihniyet, sadece Türkiye'yi değil, tüm demokratik hukuk devletlerini tehdit etmektedir" ifadeleri oldu. Başdanışman, Avrupa Konseyi'ni de hedef alarak, "Avrupa Konseyi yetkilileri ve AİHM yargıçları, verdikleri kararların sonuçlarına katlanmalıdır. Türkiye, gereken adımları atacaktır" şeklinde konuştu.
Türkiye'nin AİHS'ten Çekilme İhtimali Masada
Uçum'un açıklamaları, Türkiye'nin AİHS'ten çekilme ihtimalini yeniden gündeme getirdi. Daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da benzer açıklamalar yaptığı hatırlatılıyor. 2022 yılında Erdoğan, "AİHM kararları bizim için bağlayıcı değildir" demiş, ancak AİHS'ten çekilme konusunda net bir adım atmamıştı. Uçum'un bu açıklaması, hükümetin bu konudaki kararlılığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Hukukçular ise AİHS'ten çekilmenin Türkiye için ağır sonuçları olabileceği konusunda uyarıyor. Avrupa Birliği üyelik sürecinin askıda olması, ticari anlaşmalar ve uluslararası itibar gibi konuların bu karardan etkilenebileceği belirtiliyor. Öte yandan, Türkiye'nin AİHS'ten çekilmesi durumunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkının ortadan kalkacağı ve Türk vatandaşlarının uluslararası hukuk nezdinde korunmasız kalacağı ifade ediliyor.
Kavala Dosyası ve Türkiye'nin Tutumu
Osman Kavala, 2013'teki Gezi Parkı protestolarının finansmanına destek verdiği ve 2016'daki darbe girişimiyle bağlantılı olduğu iddialarıyla yargılanıyor. Türk mahkemeleri, Kavala'yı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. AİHM ise Kavala'nın tutuklu kalmasının, ifade özgürlüğü ve özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Türkiye'den Kavala'nın derhal serbest bırakılmasını istedi. Türkiye ise kararlara uymayarak, yargı sürecinin devam ettiğini savundu.
Türkiye, daha önce de AİHM'in benzer kararlarına tepki göstermişti. Örneğin, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki kararlar da Ankara tarafından eleştirilmişti. Bu durum, Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki gerilimi artıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Avrupa Konseyi, Türkiye'yi kararlara uymaması halinde yaptırım uygulamakla tehdit ediyor. Ancak Ankara, bu tehditlere karşı egemenlik haklarına vurgu yaparak geri adım atmıyor.
Uluslararası Hukuk ve Türk Yargısı Arasında Derin Uçurum
Uçum'un açıklamaları, Türkiye'de adalet sisteminin uluslararası hukukla ilişkisindeki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi. Hükümet yetkilileri, Türk yargısının bağımsız olduğunu ve verilen kararların hukuki olduğunu savunurken, muhalefet ve insan hakları örgütleri, Türkiye'de hukukun üstünlüğünün zedelendiğini ve AİHM kararlarına uyulması gerektiğini belirtiyor.
Bu tartışma, sadece Kavala dosyasıyla sınırlı değil. Türkiye'de binlerce kişi, AİHM'in ihlal kararlarına rağmen cezaevinde bulunuyor. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası hukuk nezdindeki güvenilirliğini olumsuz etkiliyor. Uçum'un açıklaması, bu tabloyu daha da netleştiriyor ve Türkiye'nin uluslararası insan hakları mekanizmalarından tamamen kopma riskini artırıyor.
Sonuç olarak, Mehmet Uçum'un açıklamaları, Türkiye'nin AİHM ile ilişkilerinde yeni bir dönüm noktasına işaret ediyor. Hükümetin, AİHS'ten çekilme seçeneğini masada tutarak, uluslararası topluma gözdağı vermeye çalıştığı anlaşılıyor. Ancak bu adımın sonuçları, sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik olarak da ağır olabilir. Türkiye'nin bu yönde atacağı adımlar, önümüzdeki günlerde daha da netleşecek.