Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini olumsuz etkilediği gerekçesiyle televizyon kanallarına milyonlarca lira idari para cezası uyguladı. Ancak aynı hassasiyet, gençlerin artık daha çok vakit geçirdiği dijital platformlar ve sosyal medya için gösterilmiyor. Televizyon karşısında geçirilen süre her geçen gün azalırken, odalarına kapanan çocuklar tablet ya da akıllı telefonlarından hiçbir denetime tabi olmayan, zehir saçan içeriklere maruz kalıyor. Bu durum, 'ceza yağmuru' ile ekranları 'temizlemeye' çalışan RTÜK'ün asıl sorun alanını göz ardı ettiğini ortaya koyuyor.
RTÜK'ün ceza kalemi kabarık
RTÜK, son bir yılda özellikle ana haber bültenlerinde ve çocuk kuşaklarında yayınlanan içerikler nedeniyle birçok ulusal kanala toplamda 50 milyon lirayı aşan ceza kesti. Gerekçeler arasında 'şiddet öğeleri', 'cinsel istismar içeren yayınlar' ve 'zararlı alışkanlıkları özendirme' yer aldı. Kararlar, kamuoyunda 'medyanın çocuklardan sorumlu olduğu' savunusuyla desteklense de, bu cezaların caydırıcılığı tartışılıyor. Kanallar, cezaları ödemek yerine temyiz yoluna giderken, yayıncılar 'hedef gösterildikleri' görüşünde.
Ekran bağımlılığı tabletlere kaydı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 6-15 yaş grubundaki çocukların günde ortalama 3 saatini internette geçirdiği, bu sürenin önemli bir kısmının video izleme ve sosyal medya platformlarında tüketildiği belirtiliyor. Televizyon izleme oranı ise son beş yılda yüzde 40 azaldı. Çocuklar artık sabah kahvaltısında bile elinden telefonu bırakmıyor; YouTube'da denetimsiz çizgi filmler, TikTok'ta tehlikeli akımlar ve oyun platformlarında şiddet içerikli yayınlar izliyor. Bu platformlarda çocuk koruma mekanizmaları yetersiz kalırken, uzmanlar 'dijital ebeveynlik' kavramının önemine dikkat çekiyor.
Denetimsizlik sorunu büyüyor
Televizyon yayınları RTÜK'ün lisans ve yayın ilkelerine tabiyken, internet yayınları 5651 sayılı yasa kapsamında sınırlı bir denetime sahip. Ancak bu denetim, içerik kaldırma ile sınırlı kalıyor; cezai yaptırımlar neredeyse yok denecek kadar az. Dijital platformlar, yayın politikalarını kendi belirlerken, çocuklara yönelik reklamlar, zararlı içerikler ve siber zorbalık vakaları sıkça gündeme geliyor. Uzmanlar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte yasal düzenlemelerin de güncellenmesi gerektiğini vurguluyor. 'Televizyonu cezalandırıp bilgisayarı serbest bırakmak, çocuklarımızı korumada çifte standart yaratıyor' diyen çocuk psikologları, ailelerin dijital medya okuryazarlığı eğitimi alması gerektiğini belirtiyor.
Sosyal medya ve dijital oyunların tehlikesi
Sosyal medya platformlarında çocuklara yönelik içeriklerde pedofili, yeme bozuklukları, özendirici şiddet ve intihar eğilimleri gibi ciddi riskler barındıran yayınlar tespit ediliyor. Dijital oyunlarda ise çocukların gerçek hayattan kopması, bağımlılık ve agresif davranışlar geliştirmesi söz konusu. RTÜK'ün bu alanlardaki yetkisi, sadece ulusal yayıncılarla sınırlı; yabancı menşeli platformlara müdahale yetkisi bulunmuyor. Bu nedenle uzmanlar, uluslararası iş birliği ve teknolojik filtreleme sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Aileler ise çaresiz; çocuklarının internet kullanımını tamamen engellemenin imkânsız olduğunu, denetimli bir dijital ortam oluşturmanın zorluğunu dile getiriyor.
RTÜK'e yeni görevler
RTÜK'ün ceza yetkisi kadar, önleyici çalışmalara ağırlık vermesi gerektiği belirtiliyor. Ebeveynlere yönelik farkındalık kampanyaları, okullarda medya okuryazarlığı derslerinin zorunlu hale getirilmesi ve dijital platformlara yönelik şeffaf denetim mekanizmalarının kurulması öneriler arasında. Ayrıca, çocukların internet kullanımına yönelik yaş sınırlamaları ve içerik derecelendirme sistemlerinin oluşturulması gerektiği ifade ediliyor. RTÜK'ün sadece televizyonu değil, tüm ekran kültürünü kapsayacak şekilde yeniden yapılandırılması, 'dijital çağın RTÜK'ü' olarak adlandırılan yeni bir kurumunun kurulması fikri de gündemde.
Sonuç olarak, çocukları tehlikeli içeriklerden koruma çabası takdire şayan olsa da, eldeki araçların yetersizliği ve hızla değişen medya tüketim alışkanlıkları göz önüne alındığında, mevcut ceza odaklı yaklaşımın etkili olmayacağı açıktır. Dijital dünyanın sunduğu imkânlar kadar riskleri de göz önünde bulundurularak, daha kapsamlı ve güncel bir medya politikası geliştirilmelidir. Aksi takdirde, 'kumarda kaybedilen para' misali, cezalar havada kalacak, çocuklar ise denetimsiz dijital okyanusta başıboş yüzmeye devam edecek.