Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları ve deniz yetki alanları üzerindeki egemenlik iddiaları, bölgesel aktörler arasında yıllardır süren bir rekabeti beraberinde getiriyor. Bu rekabetin en kritik hamlelerinden biri, Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası oldu. Anlaşma, Türkiye'nin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarını Libya'nın kuzey kıyılarıyla birleştirerek Doğu Akdeniz'de yeni bir hukuki ve siyasi denge oluşturdu.
Antlaşmanın kapsamı ve hukuki dayanağı
Türkiye-Libya Deniz Antlaşması, iki ülkenin karşılıklı kıyıları arasındaki deniz yetki alanlarını belirleyen bir mutabakat muhtırası niteliğinde. Anlaşma, uluslararası deniz hukuku çerçevesinde, özellikle kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge kavramlarına dayanıyor. Türkiye'nin tezi, Doğu Akdeniz'deki adaların ana karaya göre sınırlandırmada sadece sınırlı bir etkiye sahip olması gerektiği yönünde. Bu yaklaşım, Yunanistan'ın Meis (Kastellorizo) adası üzerinden 40 bin kilometrekareyi aşan bir deniz yetki alanı talep etmesine karşı geliştirildi.
Antlaşma ile Türkiye, Libya'nın Trablus hükümetiyle anlaşarak, Doğu Akdeniz'de kendi kıta sahanlığının batı sınırını Libya ile birleştirdi. Bu düzenleme, Türkiye'nin bölgede ilan ettiği ve 2020'de Navtex ilanlarıyla desteklediği arama sondaj faaliyetlerine hukuki zemin sağladı. Libya tarafında ise anlaşma, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile imzalandı; ancak ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi anlaşmayı reddetti. Bu durum, mutabakatın Libya iç siyasetindeki bölünmüşlüğü de yansıtmasına yol açtı.
Antlaşmanın coğrafi kapsamı, Türkiye'nin güney kıyılarından başlayarak Libya'nın kuzeydoğu kıyılarına uzanan bir hattı içeriyor. Bu hat, iki ülkenin karşılıklı kıyıları arasında bir orta hat çizerek, Türkiye'nin batıda Yunanistan'ın iddia ettiği deniz yetki alanlarıyla çakışmasını engelliyor. Ayrıca anlaşma, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz boru hatları güzergâhları ve enerji projeleri üzerinde de söz sahibi olma imkânı tanıyor.
Mavi Vatan doktrini: Kavramsal çerçeve
Mavi Vatan, Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik ve haklarını tanımlayan bir doktrin olarak 2000'li yılların başından itibaren askeri ve akademik çevrelerde tartışılmaya başlandı. Kavram, özellikle emekli amiral Cem Gürdeniz tarafından geliştirilen ve deniz stratejisi literatürüne kazandırılan bir terim. Doktrin, Türkiye'nin Karadeniz, Ege ve Akdeniz'deki kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge ve karasuları haklarını kapsamlı bir şekilde savunmayı öngörüyor.
Mavi Vatan'ın temel argümanı, Türkiye'nin jeopolitik konumu itibarıyla üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olduğu ve denizlerdeki haklarının kara ülkesi kadar hayati olduğu. Doktrin, aynı zamanda Türkiye'nin deniz ticareti, enerji güvenliği ve savunma sanayii gibi alanlarda deniz gücünü artırmasını da kapsıyor. Bu çerçevede, Türk donanmasının güçlendirilmesi, yerli savunma sistemlerinin geliştirilmesi ve deniz araştırma faaliyetlerinin desteklenmesi öne çıkan unsurlar arasında.
Son yıllarda Mavi Vatan, sadece askeri bir strateji olmaktan çıkıp siyasi söylemde de sıkça atıfta bulunulan bir kavram haline geldi. Özellikle 2020'de Türkiye'nin Oruç Reis sismik araştırma gemisini Doğu Akdeniz'e göndermesi ve Yunanistan ile yaşanan gerilim, Mavi Vatan doktrininin pratiğe dökülmesi olarak yorumlandı. Kıbrıs adasının kuzeyinde ve Doğu Akdeniz'de yürütülen sondaj faaliyetleri de bu bağlamda değerlendiriliyor.
Bölgesel yankılar ve gelecek perspektifi
Türkiye-Libya Deniz Antlaşması, başta Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olmak üzere bölge ülkeleri tarafından protesto edildi. Yunanistan, anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve kendi kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiğini savunuyor. Mısır ve İsrail ise Doğu Akdeniz Gaz Forumu çerçevesinde alternatif bir deniz yetki alanı anlaşması imzalayarak Türkiye-Libya mutabakatına karşı bir denge oluşturmaya çalıştı. Bu gelişmeler, bölgede enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda kalıcı bir uzlaşı sağlanamadığını gösteriyor.
Libya'da 2021'de yaşanan hükümet değişikliği ve sonrasında yaşanan istikrarsızlık, anlaşmanın geleceğine dair soru işaretlerini artırdı. Ancak Türkiye, mutabakatın uluslararası alanda geçerliliğini koruduğunu ve Libya'nın meşru hükümetiyle imzalandığını vurguluyor. Antlaşmanın BM nezdinde tescil edilip edilmediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları meselesi, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrini ile birlikte uzun vadeli bir stratejik öncelik olarak duruyor. Bölgedeki enerji kaynaklarının varlığı ve jeopolitik rekabet, bu konuyu sadece Türkiye-Libya ilişkileri bağlamında değil, aynı zamanda NATO içi dengeler ve AB'nin enerji güvenliği açısından da kritik kılıyor. Önümüzdeki dönemde, deniz yetki alanlarına ilişkin müzakerelerin ve olası uluslararası tahkim süreçlerinin gündemi belirlemesi bekleniyor. Bu süreçte Türkiye'nin izleyeceği politika, Doğu Akdeniz'deki güç dengesini doğrudan etkileyecek.