Türkiye, 2026 yılında Antalya'da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nda (COP31), güvenlik alanında öne çıkardığı "bölgesel sahiplenme" anlayışını iklim değişikliğiyle mücadeleye taşıyacak. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre, konferans sürecinde Akdeniz havzasındaki ülkelerle somut çözümler geliştirilmesi hedefleniyor. Bu strateji, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve iş birliği konusundaki deneyimini iklim diplomasisine uyarlaması olarak yorumlanıyor.
Bölgesel Sahiplenme Modeli İklimde Nasıl İşleyecek?
Türkiye'nin son yıllarda Suriye, Libya ve Karabağ gibi kriz bölgelerinde uyguladığı "bölgesel sahiplenme" yaklaşımı, ilgili ülkelerin kendi sorunlarının çözümünde inisiyatif almasını ve komşu ülkelerle ortak mekanizmalar kurmasını öngörüyor. Bu modelin iklim alanına uyarlanmasıyla, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin ortak karbon azaltım hedefleri, yenilenebilir enerji projeleri ve iklim göçü yönetimi gibi konularda iş birliği yapması bekleniyor. Özellikle Doğu Akdeniz'de artan sıcaklık dalgaları, kuraklık ve deniz seviyesi yükselmesi gibi sorunlar, bölgesel ortak eylem planlarını zorunlu kılıyor.
Konferansın ana temalarından biri de gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanı olacak. Türkiye, bu kapsamda Akdeniz ülkeleriyle bir "yeşil fon" oluşturulması fikrini masaya yatıracak. Söz konusu fonun, bölgedeki güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarını desteklemesi ve karbon yakalama teknolojilerinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlaması planlanıyor.
Antalya Zirvesi'ne Doğru Hazırlıklar Sürüyor
Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 için hazırlık çalışmaları hız kazanmış durumda. Zirve, 2026 yılının kasım ayında yapılacak. Türkiye, bu organizasyonla iklim değişikliğiyle mücadelede bölgesel bir liderlik profili çizmeyi amaçlıyor. Daha önce Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefini açıklayan Türkiye, yenilenebilir enerji kapasitesini 2035'e kadar 120 bin megavata çıkarmayı planlıyor. Bu hedefler, bölgesel iş birliğiyle daha da güçlendirilecek.
Ekonomi uzmanları, iklim diplomasisindeki bu yeni açılımın Türkiye'nin uluslararası yatırım çekme potansiyelini artırabileceğine işaret ediyor. Avrupa Birliği'nin sınırda karbon düzenleme mekanizması (SKDM) gibi uygulamaları, Türkiye'nin yeşil dönüşümünü hızlandırmasını gerektiriyor. Bölgesel sahiplenme modeli, bu süreçte Türkiye'ye hem diplomatik hem de ekonomik avantaj sağlayabilir.
Uzman Görüşleri ve Beklentiler
İklim politikaları uzmanları, Türkiye'nin bölgesel sahiplenme yaklaşımını iklim alanına taşımasının, özellikle Akdeniz'in kırılgan ekosistemleri için umut verici olduğunu belirtiyor. Ancak başarının anahtarı, somut taahhütler ve takvimlendirilmiş hedefler olacak. Antalya zirvesi, bu anlamda bir dönüm noktası olabilir. Eğer Türkiye, Akdeniz ülkelerini ortak bir vizyon etrafında birleştirebilirse, bölgesel iklim diplomasisinde yeni bir model ortaya çıkabilir.
Sonuç olarak, Türkiye'nin "bölgesel sahiplenme" anlayışını iklim krizine uyarlaması, sadece çevresel değil ekonomik ve jeopolitik sonuçlar da doğuracak. Antalya'daki COP31, bu stratejinin test edileceği ilk büyük platform olacak. Başarılı olması halinde, benzer modeller diğer bölgeler için de örnek teşkil edebilir.