Türkiye ekonomisi, yılın ikinci yarısına kritik veri ve kararlarla girecek. Ekonomi ajandasının en önemli iki başlığı, 3 Temmuz'da açıklanacak haziran ayı enflasyon verileri ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun (PPK) 23 Temmuz'da duyuracağı faiz kararı olacak. Piyasalar, bu iki gelişmenin yanı sıra küresel ekonomik görünüm ve jeopolitik riskleri de yakından takip edecek.
Enflasyon verileri beklentisi
Haziran ayı enflasyon verileri, yılın ikinci yarısındaki para politikasına yön vermesi açısından büyük önem taşıyor. Mayıs ayında aylık enflasyon yüzde 3,37, yıllık enflasyon ise yüzde 75,45 olarak gerçekleşmişti. Piyasa beklentileri, haziranda aylık enflasyonun yüzde 2-2,5 bandında, yıllık enflasyonun ise yüzde 72 civarında gerçekleşeceği yönünde. Enflasyondaki düşüş trendinin devam edip etmeyeceği, Merkez Bankası'nın faiz politikasını şekillendirecek. Özellikle hizmet enflasyonu ve çekirdek enflasyon göstergeleri yakından izlenecek. Uzmanlar, enflasyonun yılın ikinci yarısında daha belirgin bir şekilde düşüşe geçmesini beklerken, bu sürecin ne kadar süreceği konusunda temkinli. 3 Temmuz'daki veri, bu beklentilerin ne kadar karşılandığını gösterecek.
Faiz kararı ve para politikası
TCMB, 23 Temmuz'da gerçekleştireceği PPK toplantısında faiz kararını açıklayacak. Geçtiğimiz aylarda politika faizini yüzde 50'de sabit tutan Merkez Bankası'nın, enflasyon görünümüne bağlı olarak bu toplantıda da faizi değiştirmemesi bekleniyor. Ancak enflasyon verilerindeki olası bir sürpriz, kararın yönünü etkileyebilir. PPK metnindeki ifadeler ve gelecek döneme ilişkin ipuçları, piyasalar için bir diğer önemli odak noktası olacak. Merkez Bankası, enflasyonun kalıcı olarak düşüşe geçene kadar sıkı para politikasını sürdüreceği sinyalini vermişti. Bu nedenle, faiz kararı kadar, karar metnindeki yönlendirmeler de kritik. Analistler, yılın ikinci yarısında faiz indirimi için en erken eylül ayının sinyalinin verilebileceğini düşünüyor.
Yılın ikinci yarısında ekonomi ajandası sadece enflasyon ve faizle sınırlı değil. Orta Vadeli Program'ın (OVP) güncellenmesi, bütçe gerçekleşmeleri, işsizlik verileri ve sanayi üretimi gibi makroekonomik göstergeler de takip edilecek. Ayrıca, küresel tarafta ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz kararları ile jeopolitik gelişmeler, Türkiye'ye yönelik sermaye akımlarını etkileyebilir. Turizm gelirlerindeki seyir ve cari açıktaki iyileşme de döviz kurları üzerinde belirleyici olacak. Ekonomi yönetiminin, enflasyonla mücadelede kararlılık mesajını sürdürmesi beklenirken, piyasalar bu mesajların ne kadarının sahaya yansıdığını görmek isteyecek. Yılın ikinci yarısı, Türkiye ekonomisi için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Enflasyondaki düşüşün hızlanması ve faiz indirimi beklentileri, TL varlıklara olan ilgiyi artırabilir. Ancak küresel belirsizlikler ve yurt içi talep koşulları, bu sürecin seyrini etkileyecek temel faktörler arasında.