Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,3 oranında büyüme kaydetti. Bu oran, ekonominin potansiyel büyüme hızının (yüzde 4-5) oldukça altında kalırken, büyümenin ağırlıklı olarak tüketim harcamalarından kaynaklandığı görülüyor. Büyüme verileri, Orta Vadeli Program (OVP) hedefleriyle karşılaştırıldığında, işsizlik oranının beklentilerin üzerinde seyrettiği bir tabloyu ortaya koyuyor.
Büyümenin Dinamikleri: Tüketim Öncülüğünde Kırılgan Bir Görünüm
İkinci çeyrek büyüme verilerine ilişkin harcama tarafını incelediğimizde, hanehalkı tüketim harcamalarının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,2 arttığı dikkat çekiyor. Devletin nihai tüketim harcamaları ise yüzde 3,8'lik bir artış gösterdi. Yatırımlar tarafında ise sabit sermaye oluşumundaki artış yalnızca yüzde 1,4'te kaldı. Özellikle makine ve teçhizat yatırımlarındaki zayıflık, üretken kapasitenin artırılmasına yönelik adımların yetersiz olduğunu gösteriyor. İhracat mal ve hizmetlerde yüzde 2,9'luk artışa karşılık, ithalatın yüzde 7,1 gibi yüksek bir oranda yükselmesi, net dış talebin büyümeye negatif katkı sağlamasına neden oldu. Bu durum, büyümenin iç talebe, özellikle de tüketime dayalı sürdürülemez bir yapıda olduğunu gözler önüne seriyor.
Tüketim kaynaklı büyüme, kısa vadede ekonomik aktiviteyi canlı tutsa da, cari açık üzerinde baskı oluşturuyor ve enflasyonist riskleri besliyor. Üretim tarafında ise sanayi sektörü sınırlı bir büyüme kaydederken, hizmetler sektörü daha canlı bir görünüm sergiliyor. İnşaat sektöründeki toparlanma ise kentsel dönüşüm projelerinin etkisiyle devam ediyor.
OVP Hedefleri ve İşsizlik: Beklentilerin Üzerinde
2026-2028 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'da (OVP) 2026 yılı için işsizlik oranı hedefi yüzde 10,4 olarak belirlenmişti. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) mayıs ayı işgücü istatistiklerine göre, işsizlik oranı yüzde 9,6'ya gerilemiş olsa da, mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı hala yüzde 10,2 seviyelerinde bulunuyor. Uzmanlar, büyümenin istihdam yaratma kapasitesinin düşük olduğuna işaret ederek, işsizlik oranındaki iyileşmenin kalıcı olmadığını ifade ediyor.
OVP'de 2026 yılı büyüme hedefi yüzde 4 olarak açıklanmıştı. İlk yarıyıl itibarıyla gerçekleşen büyüme yüzde 2,0 civarında. Bu durum, yılın ikinci yarısında güçlü bir ivmelenme olmadığı takdirde, hedefin oldukça uzağında kalınabileceğini gösteriyor. Ekonomi yönetimi, sıkı para politikası ve mali disiplinle enflasyonu düşürmeyi hedeflerken, büyüme ile enflasyon arasındaki dengeyi korumaya çalışıyor. Ancak yüksek faiz ortamı, yatırımları olumsuz etkilerken, krediye erişimin zorlaşması üretim tarafında büyümeyi sınırlandırıyor.
İşsizlik rakamlarını daha yakından incelediğimizde, genç işsizlik oranının yüzde 17,4 ile hala çok yüksek olduğu görülüyor. Kadınlarda işgücüne katılım oranı artmakla birlikte, işsizlik oranı erkeklerin neredeyse iki katı. Bu tablo, işgücü piyasasındaki yapısal sorunların devam ettiğini ve büyümenin istihdam dostu bir büyüme modeline dönüşmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, Merkez Bankası'nın rezerv biriktirme politikaları ve Kur Korumalı Mevduat uygulamasından çıkış stratejisi, ekonomide dengelenmeyi hedefliyor. Ancak bu politikaların büyüme üzerindeki daraltıcı etkisi önümüzdeki dönemde daha belirgin şekilde hissedilebilir. Hükümetin açıkladığı vergi düzenlemeleri ve harcama kesintileri ise mali alanı daraltıyor. Bu bağlamda, OVP'nin büyüme hedefinin revize edilebileceği, işsizlik hedefinin ise güncellenmesi gerektiği tartışılıyor.
İkinci çeyrekte büyümenin kompozisyonuna baktığımızda, özel tüketimin büyümeye katkısı 4,2 puan oldu. Yatırımların katkısı 0,4 puan, net dış talebin katkısı ise -1,9 puan olarak gerçekleşti. Bu veriler, büyümenin neredeyse tamamının iç tüketimden kaynaklandığını gösteriyor. Oysa sürdürülebilir bir büyüme için özellikle ihracatın ve yatırımların katkısının artması gerekiyor. Küresel ekonomideki yavaşlama, ihracat pazarlarını olumsuz etkilerken, sanayi ürünleri ihracatında değer artışı sınırlı kalıyor.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi büyümeye devam etse de, bu büyüme kalitesi ve sürdürülebilirliği açısından tartışmalıdır. Tüketim kaynaklı büyüme, enflasyon ve cari açık üzerindeki baskıları artırırken, işsizlik oranındaki düşüşün kalıcı olabilmesi için üretken yatırımların ve katma değeri yüksek üretimin teşvik edilmesi şarttır. OVP hedeflerinin revize edilmesi ve ekonomik yapının dönüştürülmesi, önümüzdeki dönemin en önemli ekonomik başlıkları arasında yer alacaktır. Bağımsız ekonomistler, büyüme ve işsizlik arasındaki bağın güçlendirilmesi için işgücü piyasası reformlarına ağırlık verilmesi gerektiğini vurguluyor. İşsizlik oranındaki düşüşün momentumuna rağmen, bunun büyümenin doğal bir sonucu mu yoksa istihdam politikalarındaki geçici etkilerden mi kaynaklandığı konusu önümüzdeki çeyreklerde daha da netleşecektir.