Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) verilerine göre, Türkiye genelinde zorunlu deprem sigortası (ZDS) sahipliği yüzde 58 seviyesinde bulunuyor. Ülke genelinde 11,7 milyon konutun deprem sigortası poliçesi mevcut. Ancak bu oran bölgelere göre büyük farklılıklar gösteriyor. En yüksek sigortalılık oranı yüzde 65 ile Marmara Bölgesi'nde görülürken, en düşük oran ise yüzde 38 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde kaydedildi. Peki, hangi il ve bölgelerde sigortalılık oranı ne durumda? İşte Türkiye'nin deprem sigortası tablosu ve dikkat çeken ayrıntılar.
Bölgelere göre deprem sigortası oranları
DASK'ın 2024 yılı ocak ayı itibarıyla güncellediği verilere göre, Marmara Bölgesi yüzde 65'lik sigortalılık oranıyla ilk sırada yer alıyor. Bu bölgeyi yüzde 62 ile Ege, yüzde 58 ile Akdeniz ve İç Anadolu Bölgeleri takip ediyor. Karadeniz Bölgesi'nde oran yüzde 50, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 45, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise yüzde 38 olarak açıklandı. Marmara Bölgesi'nin yüksek oranı, İstanbul gibi deprem riski yüksek illerin yoğunluğuna bağlanıyor. Ayrıca bölgedeki bilinçlendirme çalışmalarının da etkili olduğu belirtiliyor.
İller bazında en yüksek ve en düşük oranlar
İller incelendiğinde, yüzde 75 ile Kocaeli en yüksek sigortalılık oranına sahip. Kocaeli'yi yüzde 73 ile Yalova, yüzde 72 ile Sakarya takip ediyor. Bu iller, 1999 Gölcük depreminin etkisiyle sigorta bilincinin yüksek olduğu iller olarak öne çıkıyor. İstanbul'da ise oran yüzde 68 seviyesinde. En düşük oranlar ise yüzde 30 ile Şırnak ve Hakkari'de görülüyor. Bu illeri yüzde 32 ile Muş, yüzde 34 ile Bitlis ve Siirt takip ediyor. Uzmanlar, doğu ve güneydoğu illerindeki düşük oranların, deprem riski algısındaki eksiklik ve ekonomik faktörlerden kaynaklandığını vurguluyor.
Deprem sigortası neden önemli?
Türkiye, aktif fay hatları üzerinde yer alan bir ülke. Geçmişte yaşanan 1999 Marmara, 2011 Van, 2023 Kahramanmaraş depremleri, sigortanın hayati önemini bir kez daha ortaya koydu. Zorunlu deprem sigortası, deprem sonrası konut sahiplerinin maddi kayıplarını karşılayarak, mağduriyetlerin önüne geçiyor. Sigortalılık oranının düşük olduğu bölgelerde, deprem sonrası barınma sorunu daha büyük olurken, devletin de bu yükü hafifletmesi güçleşiyor. Bu nedenle yetkililer, deprem riski taşıyan tüm bölgelerde sigortalılık oranlarının artırılması için çalışmalar yürütüyor.
Sigortalılığı artırmak için neler yapılıyor?
Son yıllarda DASK ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, sigorta bilincini artırmak için çeşitli kampanyalar düzenliyor. Özellikle deprem bölgelerinde yapılan bilgilendirme toplantıları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülen projelerle, sigorta oranlarının yükseltilmesi hedefleniyor. Ayrıca, hasar ödemelerinin hızlandırılması ve poliçe primlerinin cazip hale getirilmesi için çalışmalar devam ediyor.
Primler ve devlet desteği
ZDS primleri, konutun bulunduğu bölge ve yapı özelliklerine göre değişiyor. Devlet, sigorta primlerine belirli bir oranda destek sağlayarak vatandaşların yükünü hafifletmeye çalışıyor. Ancak uzmanlar, primlerin düşürülmesinin yanı sıra denetimlerin artırılması gerektiğini belirtiyor. Sigortasız binaların tespit edilmesi ve bu binalara yaptırım uygulanması, oranların yükselmesinde önemli bir adım olarak görülüyor.
Gelecek için projeksiyonlar
Uzmanlar, Türkiye'nin deprem sigortası alanında kat etmesi gereken uzun bir yol olduğunu ifade ediyor. Örneğin, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından bölgede sigortalılık oranlarında bir artış yaşandığı gözlemlense de, hala istenilen seviyede değil. Yapılan araştırmalar, depremleri birebir yaşayan illerde sigorta bilincinin arttığını, ancak riski henüz gerçekleşmemiş illerde ise bu bilincin zayıf kaldığını gösteriyor. Bu nedenle, sürekli farkındalık kampanyaları ve eğitimler düzenlenmesi büyük önem taşıyor.
Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi, sigorta bilincinin artmasına bağlı. DASK verileri, bu bilincin bölgesel olarak eşit dağılmadığını ortaya koyuyor. En yüksek oranın Marmara'da olması, deprem riski algısının yüksekliğiyle paralel bir seyir izliyor. Ancak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun düşük oranları, bu bölgelerde deprem riskinin göz ardı edildiği anlamına gelmiyor. Geçmişte yaşanan büyük depremler, Türkiye'nin her yerinin risk altında olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, kamu otoritelerinin ve sigorta şirketlerinin ortak çalışmasıyla, sigortalılık oranlarının tüm bölgelerde artırılması hedeflenmeli. Vatandaşların da bu bilinçle hareket ederek, konutlarını sigortalatması, hem kendi güvenlikleri hem de ülkenin geleceği açısından kritik bir adım olacaktır.