FutureBright Group ile Yüzyıllık Markalar Derneği tarafından yürütülen kapsamlı bir araştırma, Türkiye’de tüketicilerin bir markayı “köklü” olarak tanımlaması için gereken sürenin ortalama 54 yıl olduğunu ortaya koydu. Araştırma, tüketicilerin yalnızca yaş faktörüyle değil, markaların geleneksel değerlerini korurken yenilikçi kalabilme becerisiyle de bu algıyı oluşturduğunu gösteriyor.
Güven ve süreklilik ön planda
Araştırmaya katılan tüketiciler, köklü bir markada en çok güven, miras ve süreklilik gibi unsurları önemsiyor. Markanın en az 50 yıldır faaliyet göstermesi, aile şirketi olması veya aynı sektörde istikrarlı bir şekilde var olması, tüketicilerin zihninde “köklü” kategorisine girmek için önemli kriterler arasında. Araştırma, tüketicilerin yüzde 70’inin bir markanın geçmişini araştırdığını ve bu geçmişin satın alma kararını doğrudan etkilediğini belirtiyor.
Yenilikçilik ve gelenek dengesi
Tüketiciler, köklü markalardan hem geleneksel değerlerini korumalarını hem de yenilikçi olmalarını bekliyor. Araştırmaya göre, geçmişine sadık kalırken dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve modern pazarlama stratejileriyle kendini güncelleyen markalar, tüketici nezdinde daha güçlü bir konum elde ediyor. Özellikle Z kuşağı tüketiciler, köklü markaların sosyal sorumluluk projeleri ve çevre dostu uygulamalarına daha fazla dikkat ediyor.
Markalar için yol haritası
Yüzyıllık Markalar Derneği Başkanı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Türk tüketicisi sadakate ve güvene büyük önem veriyor. 54 yıllık eşik, markaların nesilden nesile aktarılan bir güven inşa etmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak bu süreçte yenilikçi kalmak da kritik. Dijitalleşmeyi ihmal etmeyen, topluma duyarlı markalar gelecekte de varlıklarını sürdürebilecek” dedi. Araştırma, özellikle son 10 yılda kurulan markaların, hızlı büyüme stratejileriyle bu algıyı kırmaya çalıştığını ancak uzun vadede köklü markaların hala daha avantajlı olduğunu ortaya koyuyor.
Değerlendirme
Bu araştırma, Türkiye’de markalaşmanın yalnızca zamana değil, aynı zamanda tüketiciyle kurulan duygusal bağa dayandığını bir kez daha kanıtlıyor. 54 yıl gibi uzun bir süre, markaların istikrarını ve güvenilirliğini tüketiciye kanıtlama sürecini ifade ediyor. Öte yandan, dijital çağda tüketici beklentilerinin hızla değiştiği düşünüldüğünde, köklü markaların bu değişime ayak uyduramaması halinde avantajlarını kaybetme riski bulunuyor. Türkiye’nin ekonomik istikrarsızlık dönemlerinde tüketicilerin köklü markalara yönelmesi, bu markaların birer sığınak olarak görüldüğünü de ortaya koyuyor. Sonuç olarak, markalar için sürdürülebilir başarı, geçmişe saygı duyarken geleceğe yatırım yapmaktan geçiyor.