Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait doğum istatistiklerini açıkladı. Verilere göre, geçen yıl Türkiye genelinde 895 bin 374 canlı doğum gerçekleşirken, toplam doğurganlık hızı 1,42 çocuk olarak kaydedildi. Bu rakam, nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10'un oldukça altında kalırken, doğurganlık hızında son yıllardaki düşüş eğilimi sürdü. İller bazında en yüksek doğurganlık hızı, 3,27 çocuk ile Şanlıurfa'da ölçüldü. Şanlıurfa'yı 3,06 ile Şırnak ve 2,99 ile Mardin takip etti. En düşük doğurganlık hızı ise 1,07 ile Karabük ve Zonguldak'ta görüldü.
Doğum sayılarında bölgesel farklılıklar
TÜİK verileri, doğum sayılarında bölgesel farklılıkların belirgin olduğunu ortaya koydu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 3,27'lik doğurganlık hızı ile zirvede yer alırken, Batı Karadeniz Bölgesi 1,14 ile en düşük seviyede kaldı. İstanbul, 126 bin 234 canlı doğum ile en fazla doğumun gerçekleştiği il olurken, onu 88 bin 449 ile Ankara ve 65 bin 233 ile İzmir izledi. Kırsal kesimde doğurganlık hızı, kentsel alana göre daha yüksek seyretti. Uzmanlar, bu durumun eğitim, iş gücüne katılım ve kentleşme oranındaki artışla ilişkili olduğunu belirtiyor.
Yaş gruplarına göre doğurganlık
Doğum yapan annelerin yaş grupları incelendiğinde, en yüksek doğurganlık hızı 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu yaş grubunu 30-34 ve 20-24 yaş grupları takip etti. 40 yaş üstü annelerin doğum oranı ise düşük kalmaya devam etti. Ortalama ilk doğum yaşı 29,2 olarak hesaplanırken, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe ilk doğum yaşının arttığı ve toplam doğurganlık hızının düştüğü gözlendi. Yükseköğretim mezunu kadınlarda doğurganlık hızı 1,12 iken, lise altı eğitimlilerde bu rakam 2,45'e çıktı.
Doğum istatistiklerinin toplumsal yansımaları
Doğum verileri, Türkiye'nin demografik dönüşümünü gözler önüne seriyor. Son 10 yılda doğurganlık hızı %25'ten fazla düşerken, bu eğilim nüfusun yaşlanmasına ve iş gücü piyasasında daralmaya işaret ediyor. Hükümet, doğurganlık oranını artırmak için çeşitli teşvik politikaları uygulasa da, uzmanlar ekonomik istikrar, kadın istihdamı ve sosyal güvence gibi faktörlerin bu düşüşte belirleyici olduğunu vurguluyor. Şanlıurfa gibi illerde yüksek doğurganlığın sürmesi, bölgesel kalkınma politikalarının farklılaştırılması gerektiğini ortaya koyuyor.