ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası arenada hedefledikleri askeri ve siyasi zaferleri bir türlü elde edemiyor. İran'a boyun eğdirmeyi amaçlayan Trump ile Ukrayna'yı dize getireceğini savunan Putin, hayalini kurdukları sonuçlara ulaşamadı. Washington Post yazarı Max Boot'a göre her iki liderin de çıkış yolu, ulaşamadıkları hedeflerden taviz vermekten geçiyor.
Trump'ın İran politikası: Maksimum baskı sonuçsuz kaldı
Donald Trump, başkanlığı döneminde İran'a yönelik "maksimum baskı" politikası izleyerek Tahran yönetimini ekonomik yaptırımlarla köşeye sıkıştırmayı ve nükleer programından vazgeçirmeyi hedefledi. Ancak aradan geçen yıllara rağmen İran, nükleer faaliyetlerini durdurmadığı gibi bölgesel etkisini de artırdı. 2020'de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi gibi sert adımlar bile Tahran'ın direncini kırmaya yetmedi. İran, nükleer zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar çıkararak silah üretimine bir adım daha yaklaştı.
Trump yönetimi, İran'ın petrol ihracatını sıfırlamayı ve rejim değişikliği yaratmayı umuyordu. Ancak Çin başta olmak üzere bazı ülkelerin yaptırımları delmesi, Tahran'ın ekonomik olarak tamamen izole edilmesini engelledi. İran ayrıca Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil gruplar aracılığıyla nüfuzunu korudu. Uzmanlara göre Trump'ın İran stratejisi, askeri tehditler ve yaptırımlarla sınırlı kaldı; diplomatik bir çözüm üretilemedi.
Putin'in Ukrayna kumarı: Beklenen zafer kabusa dönüştü
Vladimir Putin, Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı işgalle Ukrayna'yı hızla dize getirmeyi, Kiev'de kukla bir hükümet kurmayı ve Batı'nın bölünmüşlüğünden faydalanmayı planlıyordu. Fakat Ukrayna ordusunun direnci ve Batı'nın askeri yardımları, Rusya'nın ilerleyişini yavaşlattı. Savaş, binlerce asker ve sivilin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açtı. Rusya, Karadeniz'de amiral gemisi Moskova'yı kaybetti, Harkiv ve Kherson gibi stratejik bölgelerden çekilmek zorunda kaldı.
Batı'nın ekonomik yaptırımları Rus ekonomisini zorlasa da Putin yönetimi savaşı finanse etmeye devam etti. Ancak uzun süreli bir çatışma, Rusya'nın askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketiyor. Ukrayna ise NATO üyeliği hedefinden vazgeçmiş değil; Batı ile entegrasyon sürecini derinleştirdi. Putin'in en büyük korkusu olan NATO genişlemesi, Finlandiya ve İsveç'in ittifaka katılmasıyla daha da arttı.
Max Boot: İki lider de taviz vermek zorunda
Washington Post yazarı Max Boot, son analizinde Trump ve Putin'in ortak bir açmazda olduğunu vurguluyor. Boot'a göre Trump, İran'ı köşeye sıkıştırma politikasından geri adım atmadan Tahran ile müzakere masasına oturmak zorunda. Benzer şekilde Putin de Ukrayna'da tam zafer kazanma hayalinden vazgeçip, toprak tavizleri içeren bir barış anlaşmasına razı olmalı. Aksi halde her iki lider de iç kamuoyunda "kaybeden" konumuna düşme riskiyle karşı karşıya.
Boot, Trump'ın İran'a yönelik yeni yaptırımlar yerine diplomatik kanalları canlandırması gerektiğini, Putin'in ise işgal ettiği topraklardan çekilmeden kalıcı bir barışın mümkün olmadığını savunuyor. Ancak her iki liderin de iç siyasi hesapları, taviz vermeyi zorlaştırıyor. Trump, 2024 seçimlerinde İran'a karşı sert duruşunu korumak isterken; Putin, Rus milliyetçiliğini tatmin etmek için Ukrayna'da en azından doğu bölgelerini elinde tutmayı hedefliyor.
Jeopolitik denklem ve Türkiye'nin konumu
ABD ve Rusya'nın İran ve Ukrayna'da yaşadığı tıkanıklık, küresel güç dengelerini de etkiliyor. Türkiye, hem İran ile komşu hem de Ukrayna krizinde arabulucu rolü üstlenmiş bir ülke olarak denklemin merkezinde yer alıyor. Ankara, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni uygulayarak savaş gemilerinin geçişini kısıtlarken, tahıl koridoru anlaşmasına öncülük etti. İran ile Batı arasında artan gerilim, Türkiye'nin enerji ve ticaret hatlarını da doğrudan etkiliyor.
Uzmanlar, Trump ve Putin'in hedeflerine ulaşamamasının, bölgesel aktörlerin manevra alanını genişlettiğini belirtiyor. Türkiye, hem Rusya ile enerji işbirliğini sürdürüyor hem de Ukrayna'ya insansız hava araçları satarak dengeli bir politika izliyor. Ancak ABD'nin İran'a yönelik olası yeni yaptırımları ve Rusya'nın Karadeniz'deki saldırgan tutumu, Ankara'nın işini zorlaştırıyor.
Sonuç olarak, Trump ve Putin'in "zafer hesabı" tutmamış görünüyor. Her iki lider de askeri ve ekonomik baskı araçlarını sonuna kadar kullansa da istedikleri sonucu alamadı. Max Boot'un işaret ettiği gibi, gerçekçi bir çıkış yolu için tavizler kaçınılmaz hale geliyor. Ancak bu tavizlerin nasıl ve ne zaman verileceği, hem iç siyaset hem de küresel istikrar açısından belirsizliğini koruyor.