ABD Başkanı Donald Trump, İran ile olası bir anlaşmanın hâlâ mümkün olduğunu belirtirken askeri saldırı seçeneğini de gündemde tuttu. Trump, “İran’ı tekrar bombalama ihtimalim var” sözleriyle Tahran’a yönelik yeni saldırı tehdidinde bulundu. Açıklama, Washington ile Tahran arasında nükleer program ve bölgesel gerilim ekseninde yürütülen dolaylı görüşmelerin hassas bir aşamasında geldi.
Diplomasi ile tehdit arasında sıkışan süreç
Trump’ın açıklamaları, Beyaz Saray’ın İran politikasında ikili bir strateji izlediğini gösteriyor. Bir yandan müzakere kapısını açık tutan ABD yönetimi, diğer yandan askeri güç kullanma tehdidini caydırıcılık aracı olarak öne çıkarıyor. Başkan, anlaşmanın hâlâ mümkün olduğunu vurgularken, “İran’ı tekrar bombalama ihtimalim var” ifadesiyle Tahran’a doğrudan gözdağı verdi.
Bu tür açıklamalar, Trump’ın ilk başkanlık döneminde de sıkça başvurduğu “maksimum baskı” politikasının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor. 2018’de ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı çekilmesinin ardından iki ülke arasındaki güven bunalımı derinleşmişti. Trump, o dönemde de İran’a yönelik sert söylemlerle gündeme gelmiş, 2020’de Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta düzenlenen suikastla öldürülmesi gerilimi zirveye taşımıştı.
Askeri seçenek neden yeniden gündemde?
Trump’ın son açıklaması, İran’ın nükleer programındaki ilerlemeye ilişkin istihbarat raporlarının ardından geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetçileri, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini üst düzeyde sürdürdüğünü bildiriyor. Washington, Tahran’ın nükleer silah edinme eşiğine yaklaşmasından endişe duyuyor. İran ise programının barışçıl olduğunu savunuyor.
ABD yönetimi içinde askeri seçeneğin masada tutulması, müzakere sürecinde koz olarak kullanılıyor. Trump’ın “tekrar bombalama” ifadesi, olası bir askeri operasyonun daha önce de düşünüldüğünü ima ediyor. Nitekim 2019’da İran’ın ABD insansız hava aracını düşürmesinin ardından Trump, askeri misilleme emrini son anda iptal etmişti. 2020’de ise Süleymani suikastına yanıt olarak İran, Irak’taki ABD üslerine füze saldırısı düzenlemiş, ancak taraflar topyekûn bir savaştan kaçınmıştı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump’ın tehdidi, Orta Doğu’daki kırılgan dengeler açısından risk oluşturuyor. İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor ve olası bir ABD askeri müdahalesini destekleyebileceğini defalarca dile getirdi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise gerilimin tırmanmasından endişeli; zira bölgesel bir çatışma petrol arzını ve küresel piyasaları olumsuz etkileyebilir.
Avrupa Birliği ve Rusya, diplomatik çözümün altını çiziyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, taraflara itidal çağrısında bulunarak müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Çin ise enerji güvenliği açısından İran ile ilişkilerini korumaya öncelik veriyor.
Anlaşma ihtimali ve belirsizlikler
Trump’ın “anlaşma hâlâ mümkün” mesajı, diplomasiye kapıyı tamamen kapatmadığını gösteriyor. Ancak anlaşmanın şartları konusunda taraflar arasında ciddi farklar var. ABD, İran’ın nükleer programını kapsamlı şekilde sınırlamasını, balistik füze geliştirmesini durdurmasını ve bölgesel milis gruplara desteğini kesmesini talep ediyor. İran ise öncelikle yaptırımların kaldırılmasını ve ekonomik yaptırımların hafifletilmesini istiyor.
Uzmanlar, Trump’ın sert söyleminin iç politikada da yankı bulduğunu belirtiyor. Seçmen tabanına güçlü lider imajı vermek isteyen Trump, İran’a yönelik tavizsiz duruşunu pekiştiriyor. Ancak olası bir askeri çatışmanın ekonomik ve insani maliyeti, yönetim içinde temkinli seslerin de yükselmesine yol açabilir.
Sonuç: Tehdit mi, müzakere taktiği mi?
Donald Trump’ın İran’a yönelik son çıkışı, diplomasi ile askeri tehdit arasındaki ince çizgide yürüyen bir stratejinin parçası olarak okunmalı. “Tekrar bombalayabilirim” sözü, hem caydırıcılık mesajı hem de müzakere masasında elini güçlendirme hamlesi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tür açıklamalar, yanlış hesaplama riskini artırarak bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir. Önümüzdeki günlerde İran’dan gelecek yanıt ve dolaylı görüşmelerin seyri, gerilimin tırmanıp tırmanmayacağını belirleyecek.