Erzurum'da bir kamu kurumunda güvenlik görevlisi olarak çalışırken mesai saatleri içinde izlediği TRT belgeselinden etkilenen Şakir Gökgöz, ağaç dalından yaptığı kalemle çıktığı hat sanatı yolculuğunda bugün icazetli bir hattat olarak eserler üretmenin gururunu yaşıyor. 30 yaşındaki Gökgöz, 2018 yılında güvenlik kulübesinde televizyonda denk geldiği "Hat Sanatı: Kalemin İncisi" belgeselinde, hattatların zarif harflerle oluşturduğu eserlerden çok etkilendi ve bu tutkuyu bir yaşam biçimine dönüştürdü.
Bir Belgesel Hayatını Değiştirdi
Aslen Erzurumlu olan Şakir Gökgöz, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra çeşitli işlerde çalıştı. Bir süredir özel bir güvenlik firmasında çalışan Gökgöz, görev yaptığı kulübede televizyon izlediği sırada rastladığı hat sanatı belgeselinin kendisini adeta büyülediğini belirtiyor. Belgeselde, usta hattatların kamış kalemle harflere hayat verişini izlerken içinde bir kıvılcım oluştuğunu ifade eden Gökgöz, "İlk başta sadece izlemekle yetinmedim. O günün heyecanıyla eve gidip araştırmaya başladım. Birkaç gün içinde malzemelerimi topladım ve ilk denemelerimi yaptım. Hat sanatına olan ilgim her geçen gün arttı" dedi.
Ağaç Dalından Kalemle Başlayan Yolculuk
Başlangıçta profesyonel bir hat kalemi alma imkânı bulamayan Gökgöz, doğadan topladığı ağaç dallarını oyarak kendi kalemini yaptı. Bu sıra dışı başlangıç, ona hem sabrı hem de sanatın özünü keşfetme fırsatı verdi. Gökgöz, "İlk kalemimi bir kiraz ağacının dalından yaptım. Ucunu çakıyla yonttum ve mürekkebe batırdım. İlk harfimi yazdığımda büyük bir mutluluk duymuştum. O an, bu işe gönül vermem gerektiğini anladım" şeklinde konuştu. Zamanla kendini geliştiren Gökgöz, internetten videolar izleyerek ve kitaplar okuyarak hat sanatının inceliklerini öğrenmeye çalıştı.
Ustalardan Dersler ve İcazet
Gökgöz, bir süre sonra hat sanatında ilerlemek için geleneksel yöntemle, yani bir ustadan ders almanın şart olduğunu fark etti. Erzurum'da bu alanda eğitim veren hattatları araştırdı. Sonunda, İstanbul'da yaşayan ve tanınmış bir hattat olan Mustafa Çelebi ile iletişime geçti. Uzun süren yazışmaların ardından Çelebi, Gökgöz'ün azmini takdir ederek ona online dersler vermeye başladı. Yaklaşık üç yıl süren yoğun bir eğitim sürecinin ardından Gökgöz, hocasından icazetnamesini aldı. "İcazet almak, bu sanatta bir dönüm noktası. Artık kendi ismimi eserlerime yazabilirim. Bu, bana büyük bir sorumluluk ve gurur veriyor" diyen Gökgöz, aynı zamanda geleneksel hat sanatını gelecek nesillere aktarmak için de çaba gösteriyor.
Güvenlik Görevlisi Kimliğiyle Sanata Katkı
Şakir Gökgöz, güvenlik görevlisi olarak çalışmaya devam ediyor. Mesaisi dışında atölyesine kapanıyor ve saatlerce hat çalışıyor. Gökgöz, bu durumun bir çelişki olmadığını, aksine sanatın hayatın her alanında var olabileceğinin kanıtı olduğunu vurguluyor. "Güvenlik görevlisi olmak, sanatla uğraşmaya engel değil. İnsanlar beni görünce genellikle şaşırıyor; böyle bir iş yapan birinin hattat olması sıra dışı geliyor. Ama sanat, her meslekten insanın kalbinde yeşerebilir" ifadelerini kullanıyor. Gökgöz, ürettiği eserleri sosyal medya hesabından paylaşarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Ayrıca, Erzurum'da açılan çeşitli sergilere katılarak eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor.
Hat Sanatının Geleceği ve Tavsiyeler
Hat sanatının, dijitalleşen dünyada ayakta kalması için yenilikçi yaklaşımların önemli olduğuna dikkat çeken Gökgöz, özellikle gençlere tavsiyelerde bulunuyor: "Gençler, hat sanatına ilgi duyuyorlarsa mutlaka bir ustaya başvursunlar. Kitaplardan ve internetten öğrenmek başlangıç için iyi olabilir, ancak bu sanatın incelikleri ancak bir ustanın yanında öğrenilir. Sabırlı olmaları ve düzenli çalışmaları çok önemli." Gökgöz, hat sanatının sadece bir el becerisi değil, aynı zamanda bir gönül işi olduğunu da sözlerine ekliyor.
Bir güvenlik kulübesinde başlayan bu ilginç yolculuk, hat sanatının herkese hitap eden evrensel bir değer olduğunu bir kez daha gösteriyor. Şakir Gökgöz'ün hikâyesi, tutku ve kararlılığın neleri başarabileceğinin canlı bir örneği. Onun gibi insanların sayesinde, bin yıllık geçmişe sahip bu kadim sanat, gelecek nesillere de aktarılarak yaşamaya devam edecek gibi görünüyor.