Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na (COP31) yönelik hazırladığı “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” başlıklı raporunu kamuoyu ile paylaştı. Rapor, iklim zirvelerinin ekolojik bir çözüm platformu olmaktan çıkarak finans tekellerinin yönlendirdiği bir pazarlama panayırına dönüştüğünü savunuyor. TMMOB, karbon piyasalarının gerçek emisyon azaltımı sağlamadığını, aksine doğanın finansallaştırılmasını derinleştirdiğini vurguluyor.
Karbon Piyasaları ve Yeşil Aklama Eleştirisi
Raporda, karbon ticareti mekanizmalarının sera gazı salımlarını düşürmek yerine şirketlere “yeşil aklama” imkânı tanıdığı belirtiliyor. TMMOB, emisyon ticaret sistemlerinin büyük ölçüde gönüllü karbon piyasalarına dayandığını ve bu piyasaların denetimden uzak olduğunu ifade ediyor. Rapora göre, karbon kredileri aracılığıyla şirketler kendi emisyonlarını azaltmadan karbon nötr olduklarını iddia edebiliyor. Bu durum, iklim krizine karşı gerçek çözümlerin önüne geçiyor ve kamuoyunu yanıltıyor.
TMMOB, karbon piyasalarının finansal bir araç olarak görülmesinin, doğanın metalaştırılmasını hızlandırdığını savunuyor. Raporda, “Karbon fiyatlandırması, emisyon azaltımı için bir teşvik değil, finans sektörü için yeni bir kâr kapısı haline gelmiştir” deniliyor. Özellikle orman koruma projeleri (REDD+) ve yenilenebilir enerji sertifikaları gibi mekanizmaların, yerel toplulukların haklarını ihlal edebildiği ve biyolojik çeşitliliği korumak yerine yeşil alanların satışına yol açtığı belirtiliyor.
COP31’in Gündemi ve Beklentiler
31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) ana gündem maddeleri arasında karbon piyasalarının düzenlenmesi ve iklim finansmanının artırılması yer alıyor. TMMOB raporu, zirvede alınacak kararların büyük ölçüde özel sektör ve finans kuruluşlarının çıkarları doğrultusunda şekilleneceğini öne sürüyor. Raporda, “COP zirveleri, ekolojik bir kurtuluş alanı olmaktan ziyade, finans tekellerinin kontrolünde doğanın finansallaştırıldığı platformlara dönüşmüştür” ifadesi kullanılıyor.
TMMOB, gerçek çözümün karbon piyasaları yerine doğrudan emisyon azaltımı, yenilenebilir enerjiye geçiş ve enerji verimliliği olduğunu vurguluyor. Rapor, “Sıfır emisyon hedefine ancak fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş politikalarıyla ulaşılabilir” diyor. Ayrıca, iklim finansmanının kamu kaynaklarıyla ve bağlayıcı taahhütlerle sağlanması gerektiği belirtiliyor. TMMOB, karbon ticaretinin iklim adaletini zedelediğini, düşük gelirli ülkelerin ve toplulukların bu sistemden olumsuz etkilendiğini savunuyor.
Arka Plan: İklim Müzakerelerinde Karbon Piyasalarının Yeri
Karbon piyasaları, 1997 Kyoto Protokolü ile uluslararası iklim müzakerelerine girdi. Ancak piyasa mekanizmalarının etkinliği uzun süredir tartışılıyor. Paris Anlaşması’nın 6. maddesi, karbon kredilerinin ülkeler arasında transferine olanak tanıyan yeni bir mekanizma getirdi. TMMOB raporu, bu mekanizmanın da benzer sorunları barındırdığını ve ülkelerin gerçek emisyon azaltımı yerine karbon muhasebesiyle hedeflerine ulaşmaya çalıştığını belirtiyor.
Rapor, COP31’in bu bağlamda kritik bir dönemeç olduğunu, ancak mevcut yapısıyla zirvenin gerçek bir dönüşüm yaratmasının zor olduğunu ifade ediyor. TMMOB, sivil toplumun ve meslek odalarının sürece daha fazla dahil edilmesi çağrısında bulunuyor. İklim politikalarının piyasa odaklı değil, insan hakları ve ekoloji temelli olması gerektiği vurgulanıyor.
Değerlendirme
TMMOB’nin raporu, iklim kriziyle mücadelede piyasa mekanizmalarına aşırı güvenmenin risklerini gözler önüne seriyor. Karbon piyasalarının şeffaf olmaması, denetim eksikliği ve doğanın metalaştırılmasına yol açması, bu araçların iklim adaleti açısından sorgulanmasını gerektiriyor. COP31’de alınacak kararların, gerçek emisyon azaltımını mı yoksa finansal kazançları mı önceleyeceği ise önümüzdeki dönemde netleşecek. Ancak TMMOB’nin de işaret ettiği gibi, iklim krizine karşı kalıcı çözümler için fosil yakıtlardan çıkış ve kamu yararına politikalar şart. Karbon ticaretinin gölgesinde yapılacak bir zirvenin, ekolojik kurtuluşu değil, yeşil aklamayı derinleştirme riski bulunuyor.