Türkiye Komünist Partisi (TKP), 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27. yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaparak, deprem felaketinin ardından geçen çeyrek asrı aşkın süreye rağmen milyonlarca vatandaşın hâlâ güvenli konutlarda yaşayamadığını belirtti. Parti, konut inşaatı ve kentsel dönüşüm süreçlerinin kâr odaklı yaklaşımlardan arındırılması gerektiğini vurgulayarak, hükümetin izlediği politikaları eleştirdi.
27 Yıldır Aynı Acılar
TKP açıklamasında, 17 Ağustos 1999'da meydana gelen ve resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişinin hayatını kaybettiği, 43 bin 953 kişinin yaralandığı Marmara Depremi'nin ardından bugün hâlâ deprem riskiyle yaşayan milyonlarca insan olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, "Aradan geçen 27 yıla rağmen bugün hâlâ milyonlarca insan yaşadığı binanın güvenliğinden emin değil. Depremde yıkılan binaların neden olduğu acılar, aynı hataların tekrarlanmasıyla her yıl büyüyerek devam ediyor." ifadeleri kullanıldı.
Kentsel Dönüşüm ve Kâr
TKP, kentsel dönüşüm projelerinin ve konut üretiminin piyasa koşullarına terk edilmesinin, deprem güvenliğini ikinci plana attığını savundu. "Konut inşası ve kent planları kâr alanı olmaktan çıkarılmak zorunda" diyen parti, devletin konut üretiminde öncü rol üstlenmesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, "Deprem gerçeğiyle yüzleşmek istiyorsak, insanlarımızın güvenli konutlarda yaşaması bir lütuf değil, temel bir hak olarak görülmeli" denildi.
Deprem Gerçeği ve Toplumsal Sorumluluk
Türkiye'nin deprem kuşağında yer aldığına dikkat çeken TKP, depremlerin doğal afet değil, ihmallerin ve yanlış politikaların sonucu olduğunu belirtti. Açıklamada, "Bilim insanlarının uyarıları defalarca yapıldı. Marmara Bölgesi'nde beklenen büyük deprem için hâlâ hazırlık yapılmıyor. İstanbul başta olmak üzere riskli bölgelerde yapı stoku hızla yenilenmeli; ancak bu yenilenme, müteahhitlerin kârı değil, halkın can güvenliği için yapılmalı" ifadelerine yer verildi.
Ayrıca, depremzedelerin yaşadığı sorunlara da değinilen açıklamada, deprem bölgesindeki konutların hâlâ tamamlanmadığı ve deprem sonrası psikososyal desteklerin yetersiz olduğu vurgulandı. TKP, "Yalnızca binaları değil, insanların yaşam alanlarını ve sosyal dokuyu yeniden inşa etmek gerekir. Bu da ancak tam demokratik ve katılımcı bir kentleşme politikasıyla mümkündür" dedi.
Hükümet Politikalarına Eleştiri
TKP, iktidarın deprem yönetmeliklerini uygulamada etkisiz kaldığını ve 2019'da çıkarılan imar barışının deprem güvenliğini tehdit ettiğini öne sürdü. Açıklamada, "İmar barışı ile kaçak yapılar yasallaştırıldı; bu, deprem riskini artırdı. Oysa bilimsel raporlar, bu tür uygulamaların can güvenliğini hiçe saydığını ortaya koyuyor" denildi. Ayrıca, deprem sigortası zorunluluğunun ve denetim mekanizmalarının etkin çalışmadığı savunuldu.
Toplumsal Muhalefet Çağrısı
Parti, deprem güvenliği için toplumsal mücadele çağrısı yaparak, "17 Ağustos'u anmakla yetinmemeli; deprem gerçeğini gündemde tutacak ve halkın güvenli yaşam hakkını savunacak ortak bir mücadele yürütmeliyiz" mesajını verdi. TKP, yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin deprem konusunda şeffaf ve hesap verebilir olması gerektiğini vurgulayarak, "Halkın katılımı olmadan hiçbir kentsel dönüşüm projesinin başarıya ulaşması mümkün değildir" ifadelerini kullandı.
Deprem ve Siyaset: Uzun Bir Mücadele
Marmara Depremi, Türkiye'nin siyasi ve sosyal gündemini belirleyen önemli bir dönüm noktası olmuş, deprem sonrası kurtarma ve iyileştirme çalışmalarındaki yetersizlikler toplumda derin yaralar açmıştı. 27 yıl sonra, deprem güvenliği hâlâ Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden biri. TKP'nin çağrısı, depreme hazırlıklı bir toplum için uzun vadeli ve kapsamlı politikaların gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor. Ancak, bu konudaki köklü çözümler, yalnızca siyasi irade ve toplumsal baskı ile mümkün olabilecektir. Deprem gerçeğiyle yüzleşmek, hem geçmişin derslerini çıkarmak hem de geleceği güvence altına almak için zorunluluk olarak önümüzde duruyor.