Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesindeki Bağcılık Araştırma Enstitüsü arazisinde yürütülen çalışmalar sırasında, Osmanlı dönemine ait olduğu değerlendirilen bir mezar taşı kitabesi bulundu. 1813 yılına tarihlenen ve Edirne Valisi Şehit Hurşid Paşa'nın kızı Şah-ı Huban Hanım'a ait olabileceği belirtilen kitabe, Tekirdağ Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Uzmanlar, kitabe üzerindeki yazıların ve süslemelerin detaylı incelenmesiyle kimliğin kesinlik kazanacağını ifade ediyor.
Kitabenin Bulunuşu ve İlk İncelemeler
Bağcılık Araştırma Enstitüsü arazisinde gerçekleştirilen rutin toprak çalışmaları sırasında fark edilen mezar taşı kitabesi, ilk bakışta Osmanlı dönemi mezar taşı geleneğine uygun işçiliği ve üzerindeki Arap harfli yazılarıyla dikkati çekti. Enstitü yetkililerinin durumu hemen Tekirdağ Müze Müdürlüğü'ne bildirmesi üzerine bölgeye gelen uzman ekip, kitabeyi bulunduğu yerden çıkararak koruma altına aldı. İlk incelemelerde kitabenin 1813 yılına ait olduğu ve bir kadına ait mezar taşı olduğu anlaşıldı. Kitabe üzerindeki yazıların okunmasıyla birlikte, mezarın Edirne Valisi Şehit Hurşid Paşa'nın kızı Şah-ı Huban Hanım'a ait olabileceği değerlendiriliyor.
Tekirdağ Müze Müdürlüğü yetkilileri, kitabenin bulunduğu alanda herhangi bir mezar yapısına rastlanmadığını, sadece kitabenin ele geçirildiğini belirtti. Kitabenin neden bu bölgede bulunduğu sorusu ise henüz yanıtlanmış değil. Tarihçiler, Osmanlı döneminde mezar taşlarının çeşitli nedenlerle yer değiştirebildiğini, bu nedenle kitabenin asıl mezarından ayrı bir yerde bulunmasının şaşırtıcı olmadığını ifade ediyor.
Tarihi ve Kültürel Önemi
1813 tarihli kitabe, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine ait mezar taşı sanatının güzel bir örneği olarak değerlendiriliyor. Üzerindeki kitabe metni, dönemin edebi ve kültürel yapısını yansıtması açısından da önem taşıyor. Şah-ı Huban Hanım'ın kimliği henüz kesinleşmemekle birlikte, babasının Edirne Valisi Şehit Hurşid Paşa olması, ailenin Osmanlı bürokrasisindeki yerini gösteriyor. Hurşid Paşa'nın şehit olarak anılması, dönemin siyasi çalkantılarına dair ipuçları sunuyor.
Tarih araştırmacıları, bu tür mezar taşı kitabelerinin, dönemin sosyal hayatı, aile yapısı, sanat anlayışı ve dil özellikleri hakkında bilgi verdiğini vurguluyor. Kitabenin bulunduğu bölgenin Tekirdağ olması, kentin Osmanlı dönemindeki konumu hakkında da fikir veriyor. Tekirdağ, tarih boyunca önemli bir liman kenti ve yönetim merkezi olmuş, bu nedenle çevresinde birçok tarihi eser bulunuyor.
Uzmanlardan Değerlendirme
Konuya ilişkin açıklamada bulunan bir tarih uzmanı, kitabenin özgünlüğünün korunmasının sevindirici olduğunu belirterek, "Kitabe, üzerindeki yazı ve süslemelerle dönemin mezar taşı işçiliğini yansıtıyor. Yapılacak detaylı incelemelerle hem Şah-ı Huban Hanım'ın kimliği hem de mezarın neden bu noktada bulunduğu aydınlatılabilir. Ayrıca kitabenin bulunduğu alanda arkeolojik kazı yapılması, olası başka kalıntılara ulaşılmasını sağlayabilir" dedi. Uzman, kitabenin Tekirdağ Müze Müdürlüğü'nde koruma altına alınmasının ardından restorasyon ve dilbilim çalışmalarının başlayacağını da sözlerine ekledi.
Öte yandan, Bağcılık Araştırma Enstitüsü arazisinin tarihi bir yerleşim alanına yakın olması, bölgede daha önce de çeşitli tarihi buluntuların ortaya çıkması ihtimalini güçlendiriyor. Enstitü yönetimi, bundan sonraki toprak çalışmalarında arkeolojik hassasiyet gösterileceğini ve bulunan her türlü tarihi objenin ilgili kurumlara bildirileceğini açıkladı.
Tekirdağ'ın tarihi mirasına bir yenisi daha eklenirken, kitabenin sergilenmesi ve bilimsel çalışmalara konu olması bekleniyor. Müze yetkilileri, incelemeler tamamlandıktan sonra kitabenin turizme kazandırılıp kazandırılmayacağına karar verileceğini belirtti.