Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, cinsel kimlik ve eşcinselliğin genetik bir temele dayandığı yönündeki görüşlerin bilimsel dayanağının kalmadığını belirterek, bu konunun artık kültürel bir zeminde işlendiğini ifade etti. Tarhan, yıllardır sürdürülen araştırmalara rağmen eşcinselliğe neden olduğu kanıtlanmış belirleyici bir genin ortaya konulamadığını vurguladı. Bu durumun, konunun biyolojik bir olgu olmaktan çok kültürel bir mesele olarak ele alınmasına yol açtığını dile getirdi.
Genetik Temel Arayışı Sonuçsuz Kaldı
Prof. Dr. Tarhan, eşcinselliğin biyolojik kökenine dair yapılan çalışmaların uzun yıllardır devam ettiğini, ancak bu alanda kesin bir sonuca ulaşılamadığını söyledi. "Bu alanda belirleyici bir gen ortaya konulamaması, savunulan tezin çürüdüğünü gösteriyor" diyen Tarhan, bilimsel verilerin yetersizliğine dikkat çekti. Tarhan, aynı şekilde hormonal veya beyin yapısına dayalı açıklamaların da tutarlı bir şekilde kanıtlanamadığını ekledi.
Tarhan, konunun bilimsel platformlardan kültürel platformlara kaydığını belirterek, "Artık bu mesele, bilimsel bir tartışma olmaktan çıkmış, kültürel bir mücadele alanına dönüşmüştür" ifadelerini kullandı. Bu süreçte, eşcinselliğin genetik olduğu yönündeki söylemlerin toplumda kabul görmesinin, bilimsel gerçeklikten çok ideolojik bir tercih haline geldiğini öne sürdü.
Kültürel İşleme ve Toplumsal Yansımalar
Prof. Dr. Tarhan, eşcinselliğin genetik bir temele oturtulması çabasının başarısız olması sonrasında, konunun kültürel olarak işlenmeye başlandığını savundu. Bu durumun, medya, sanat ve eğitim gibi alanlarda yoğun bir şekilde yansıtıldığını belirtti. Tarhan, özellikle genç neslin bu tür içeriklerle sıkça karşılaştığını ve yönlendirildiğini iddia etti.
Tarhan, kültürel işlemenin bir sonucu olarak bireylerin cinsel kimliklerini sorgulama sürecine girdiğini, bunun da ruh sağlığı açısından riskler taşıdığını söyledi. Ailelere ve eğitimcilere önemli görevler düştüğünü vurgulayan Tarhan, çocukların ve gençlerin bilimsel gerçekler ışığında bilgilendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Tarhan, "Toplum olarak, gençlerimizi ideolojik dayatmalardan korumalıyız" çağrısında bulundu.
Bilimsel Araştırmaların Durumu
Eşcinselliğin genetik kökeni üzerine yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri, 2019 yılında Science dergisinde yayımlanan ve 500.000'den fazla kişinin genetik verisini inceleyen araştırmadır. Bu araştırma, cinsel yönelimle ilişkilendirilebilecek tek bir gen olmadığını, birden fazla genin küçük etkileri olabileceğini ancak bunun da karmaşık ve kesin olmayan bir tablo çizdiğini ortaya koymuştur. Tarhan, bu bulguları hatırlatarak, genetik determinizmin savunulmasının bilimsel açıdan geçersiz olduğunu yineledi.
Bununla birlikte, bazı bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları, cinsel yönelimin biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin bir kombinasyonu olduğunu ve genetik tek bir neden aramanın yanıltıcı olduğunu belirtmektedir. Bu görüşe göre, eşcinsellik insan cinselliğinin doğal bir çeşitliliğidir ve genetik temel arayışı, konunun karmaşıklığını göz ardı etmektedir.
Toplumsal ve Politik Bağlam
Türkiye'de eşcinsellik ve LGBT hakları, son yıllarda sıkça tartışılan konular arasında yer alıyor. Muhafazakâr kesimler, eşcinselliğin genetik olmadığını, sonradan kazanılan bir davranış olduğunu savunurken, LGBT örgütleri ve insan hakları savunucuları, cinsel yönelimin doğuştan geldiğini ve ayrımcılığın önlenmesi gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tarhan'ın açıklamaları, bu tartışmada muhafazakâr görüşe yakın bir duruş sergiliyor.
Tarhan, daha önceki açıklamalarında da eşcinselliğin bir hastalık olmadığını ancak genetik olmadığını da belirtmişti. Tarhan, konunun bilimsel platformlarda tartışılması gerektiğini, ideolojik saptırmalardan kaçınılması gerektiğini ifade etti. "Bilim, ideolojinin gölgesinde yapılamaz" diyen Tarhan, gerçek bilimsel verilere dayanmayan iddiaların toplumu yanlış yönlendirdiğini söyledi.
Sonuç ve Değerlendirme
Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın açıklamaları, eşcinselliğin genetik temeline dair süregelen tartışmayı yeniden alevlendirdi. Tarhan, bilimsel kanıtların yetersizliğine işaret ederek, konunun kültürel bir mücadeleye dönüştüğünü savunuyor. Bu görüş, konunun bilimsel, etik ve toplumsal boyutlarını kapsayan geniş bir yelpazede tartışılmayı gerektiriyor. Konuyla ilgili farklı görüşlerin bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi, toplumsal uzlaşı ve birey hakları açısından önem taşıyor.