Bolu Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında görülen davanın dördüncü gününde, belediye başkanı Tanju Özcan’ın zincir marketler üzerinde baskı kurduğu iddiaları gündeme geldi. Ancak mahkeme sürecinde market yetkililerinin şikayetçi olmadığı ortaya çıktı. İddiaya göre Özcan, BOLSEV Vakfı’na reklam desteği teklif edilmesini sağlamak için marketleri zorlamıştı. Fakat market temsilcileri, herhangi bir baskı hissetmediklerini ifade etti.
İddialar ve yanıtlar
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, belediye başkanı Tanju Özcan hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “tehdit” suçlamaları yöneltilmişti. Özcan’ın, zincir marketlerin BOLSEV Vakfı’na bağış yapması için baskı kurduğu öne sürülmüştü. Ancak davanın dördüncü duruşmasında ifade veren market yetkilileri, şikayetçi olmadıklarını ve herhangi bir tehdit algılamadıklarını belirtti. Bu ifadeler, Özcan’ın avukatı tarafından savunmaya esas alındı. Özcan ise iddiaları “siyasi komplo” olarak nitelendirerek, belediyenin sosyal yardım faaliyetleri kapsamında vakıfla iş birliği yaptığını söyledi.
Sürecin hukuki boyutu
Mahkeme, market yetkililerinin şikayetçi olmaması nedeniyle tehdit suçlamasının zayıfladığını değerlendiriyor. Görevi kötüye kullanma iddiası ise henüz netlik kazanmış değil. Bilirkişi raporu ve belediye kayıtları incelendikten sonra karar verilmesi bekleniyor. Tanju Özcan, daha önce de benzer suçlamalarla karşılaşmış ve bu davalardan beraat etmişti. Kamuoyunda tartışma yaratan bu süreç, yerel siyasetteki gerilimleri de gün yüzüne çıkardı. Özcan’ın muhalif kimliği ve popülist çıkışları, eleştirilerin odağında yer almasına neden oluyor.
Bolu halkı ise gelişmeleri yakından takip ediyor. Özellikle sosyal medyada sıkça paylaşılan iddialar, kentte kutuplaşmayı beraberinde getirdi. Zincir marketlerin sessiz kalması, Özcan’ın tezlerini güçlendirirken, muhalif kesimler “marketler devlet baskısından çekiniyor” yorumu yapıyor. Hukuki sürecin ilerleyen günlerinde daha detaylı bilgiler ortaya çıkması bekleniyor.
Bu dava, belediye başkanlarının sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerinin sınırlarını da sorgulatıyor. Hukukçular, kamusal desteğin özel çıkarlar için kullanılmaması gerektiğini vurgularken, siyaset bilimciler ise belediyelerin sosyal yardım faaliyetlerinin denetlenmesi çağrısı yapıyor. Özcan’ın davası, Türkiye’de yerel yönetimler ile özel sektör arasındaki hassas dengenin bir örneği olarak kayıtlara geçiyor.