Milli Mücadele'nin dönüm noktalarından biri olan İzmir'in geri alınışı, yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda Osmanlı sarayında da derin yankılar uyandırmıştı. Sultan Vahidüddin, bu büyük başarının şükrünü ifa etmek üzere Ayasofya Camii'nde özel bir mevlid-i şerif okutmuş, bu dini merasim dönemin İtalya Büyükelçisi Pietro Quaroni tarafından da yakından takip edilmişti. Quaroni, bu anlamlı anıyı daha sonra kaleme aldığı hatıratında ölümsüzleştirerek, Osmanlı tarihinin bu kritik kesitine dışarıdan bir tanıklık sunmuştur.
Ayasofya'da Tarihi Anma
İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşu, Anadolu'daki direnişin haklılığını perçinlemiş ve Türk milletinin bağımsızlık azmini tüm dünyaya göstermişti. Bu zafer, İstanbul'da işgal altındaki Osmanlı yönetimini de yakından ilgilendiriyordu. Padişah Sultan Vahidüddin'in bu zafer üzerine Ayasofya'da bir şükran mevlidi düzenletmesi, hem siyasi hem de manevi bir mesaj niteliği taşıyordu. Ayasofya'nın sembolik önemi, bu merasimi daha da anlamlı kılıyordu.
Dönemin İtalya Büyükelçisi Pietro Quaroni, bu dini töreni izlemek üzere Ayasofya'da bulunmuş, gözlemlerini ve izlenimlerini not etmiştir. Quaroni'nin bu tanıklığı, Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki atmosferi, işgal altındaki İstanbul'un psikolojisini ve sarayın Milli Mücadele'ye bakışını anlamak açısından da son derece kıymetlidir.
Bu tarihi olay, dönemin basınında da geniş yankı bulmuş, özellikle İstanbul'daki Türk kamuoyu, padişahın bu hareketini takdirle karşılamıştı. Ayasofya'daki mevlid, işgal gölgesindeki İstanbul'da milli bir heyecan dalgası oluşturmuştu.
Croquis d'Ambassade'den Yansıyanlar
Pietro Quaroni, meslek hayatı boyunca edindiği tecrübeleri ve anılarını 'Croquis d'Ambassade' adlı eserinde toplamıştır. Bu hatırat, diplomatik çevrelerde büyük ilgi görmüş, Osmanlı tarihinin son dönemine ilişkin önemli birer kaynak olarak günümüze ulaşmıştır. Quaroni'nin Ayasofya'da düzenlenen mevlid hakkındaki satırları, o anın görkemini ve duygusallığını yansıtmanın yanı sıra, dönemin İstanbul'unun işgalci güçler arasındaki diplomatik dengelerine de ışık tutmaktadır.
Quaroni'nin anlatımına göre, mevlid sırasında padişahın heyecanı yüzünden okunabiliyor, Ayasofya'nın tarihi atmosferi, dualarla birleşerek adeta zamana meydan okuyordu. Bu tören, sadece bir dini merasim olmanın çok ötesinde, bir milletin kaderinin şekillendiği günlerde, padişahın halkıyla manevi bir bağ kurma çabası olarak da değerlendirilebilir.
İtalyan diplomatın gözünden aktarılan bu detaylar, Osmanlı arşivlerinde yer almayan, belgelenmemiş bir pencere açmaktadır. Bu nedenle, Croquis d'Ambassade, hem tarihçiler hem de yakın dönem Türk siyasi tarihine ilgi duyanlar için eşsiz bir başvuru kaynağıdır.
Sarayda Milli Mücadele'ye Bakış
Sultan Vahidüddin'in bu davranışı, Milli Mücadele'ye yönelik tutumu açısından da tartışmalara yol açmıştır. Kimi tarihçiler onun bu hareketini, Anadolu'daki harekete duyduğu gizli bir sempatinin tezahürü olarak okurken, bazıları da bunu işgalci güçlere rağmen geleneksel hanedanlık ritüellerini sürdürme çabası olarak yorumlamaktadır.
Ancak ne olursa olsun, Ayasofya'daki bu mevlid, Osmanlı Devleti'nin yıkılış sürecinde yaşanan çelişkileri ve tarihsel dönüm noktalarını gözler önüne seren önemli bir yapıtaşıdır. Bu tür dini merasimlerin, toplumun manevi dünyasında güçlü bir karşılığı bulunuyor; aynı zamanda, işgal altındaki bir başkentte millete moral aşılamanın bir yolu olarak da işlev gördüğü söylenebilir.
Bugün, bu tarihi olayı hatırlamak, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin sadece cephelerde değil, aynı zamanda gönüllerde ve inançlarda da kazanıldığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ayasofya'nın minarelerinden yükselen bu dualar, aynı zamanda Türk-İslam âleminin ortak hafızasında da silinmez bir iz bırakmıştır.
Değerlendirme: Sultan Vahidüddin'in İzmir'in kurtuluşu vesilesiyle Ayasofya'da mevlid okutması, tarihsel açıdan incelikli bir siyasi manevra olarak da görülebilir. Bir yandan işgal güçlerine karşı milli bir duruş sergilerken, diğer yandan Anadolu'da filizlenen direniş hareketine manevi bir destek mesajı veriyor olması, olayın çok katmanlılığını ortaya koymaktadır. Bu hassas denge, padişahın içinde bulunduğu zor koşulları anlamamıza da yardımcı olmaktadır. Geçmiş bu tecrübelerden çıkarılan dersler, bugünün siyasi ve toplumsal muhakemesi için de belirleyici bir değer taşımaktadır.