2019-2021 yılları arasında Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı olarak görev yapan Ali Fuat Taşkesenlioğlu'nun, fon vurgununa karışan şirketlerin altın dönemini yaşadığı sırada sarf ettiği 'Halkımızın teveccühü' sözleri, yıllar sonra yeniden gündeme geldi. Taşkesenlioğlu, görev süresi boyunca yaptığı açıklamalarda, halkın borsaya ve yatırım fonlarına artan ilgisini överek, bu teveccühün piyasalara olan güvenin bir göstergesi olduğunu belirtmişti. Ancak bugün bakıldığında, bu sözlerin, milyonlarca yatırımcının mağdur olduğu fon vurgunlarının tam da merkezinde yer aldığı görülüyor.
Taşkesenlioğlu'nun Göreve Geldiği Dönemde Piyasalar
Taşkesenlioğlu, 2019 yılında SPK Başkanlığı'na atandığında, Türkiye sermaye piyasaları zaten hareketli günler geçiriyordu. Faizlerin düşük seyretmesi ve alternatif yatırım araçlarının cazibesini yitirmesiyle birlikte, halkın borsaya ve özellikle de yatırım fonlarına ilgisi her geçen gün artıyordu. Özellikle de pandemi döneminde, evde kalan vatandaşlar, birikimlerini değerlendirmek için borsaya yöneldi. Bu dönemde, pek çok şirket halka arz edilerek borsaya kote oldu. Ancak bu hızlı büyüme, beraberinde denetim eksikliklerini ve yolsuzlukları da getirdi.
Taşkesenlioğlu, 2020 yılında yaptığı bir konuşmada, "Halkımızın teveccühü bizleri memnun ediyor. Vatandaşlarımızın tasarruflarını sermaye piyasalarına yönlendirmesi, ülkemizin geleceği açısından son derece önemli" ifadelerini kullanmıştı. Bu sözler, o dönemde bazı çevreler tarafından olumlu karşılanmıştı. Ancak bugün, aynı sözler, fon vurgununa karışan şirketlerin göz yumulduğu iddialarını güçlendiriyor.
Fon Vurgunu ve Şirketlerin Altın Dönemi
2019-2021 yılları arasında, aralarında bazı aracı kurumların da bulunduğu çok sayıda şirket, yatırımcılardan topladıkları fonları amaçları dışında kullandı. Bu şirketler, yüksek getiri vaadiyle topladıkları paraları, riskli işlemlerde veya kendi iştiraklerinde değerlendirdi. Sonuçta, binlerce yatırımcı büyük zarara uğradı. SPK'nın bu dönemde yeterli denetim yapmadığı, hatta bazı şirketlere göz yumduğu öne sürüldü. Taşkesenlioğlu'nun "Halkımızın teveccühü" sözleri, bu iddiaların odağında yer alıyor.
Fon vurgununa karışan şirketlerin birçoğu, o dönemde borsada işlem görüyordu ve hisse fiyatları rekor seviyelere ulaşmıştı. Örneğin, bazı şirketlerin piyasa değeri kısa sürede katlanarak arttı. Ancak bu yükseliş, temel ekonomik göstergelerle desteklenmiyordu. SPK, bu şirketlere yönelik herhangi bir yaptırım uygulamadı. Taşkesenlioğlu, görev süresi boyunca, denetim mekanizmalarının güçlendirileceğini sık sık dile getirse de, somut adımlar atmadı.
SPK'nın Denetim Görevi ve Eleştiriler
Sermaye Piyasası Kurulu, 1981 yılında kurulmuş olup, sermaye piyasalarının düzenlenmesi ve denetlenmesiyle görevlidir. Kurulun temel amacı, yatırımcıların haklarını korumak ve piyasalarda güveni tesis etmektir. Ancak 2019-2021 döneminde, SPK'nın bu görevini yerine getirmediği yönünde ciddi eleştiriler yapıldı. Muhalefet partileri, SPK'yı siyasi baskı altında hareket etmekle suçladı. Bazı uzmanlar, Taşkesenlioğlu'nun "Halkımızın teveccühü" sözlerinin, denetim eksikliğini meşrulaştırmak için kullanıldığını savundu.
Fon vurgunu mağdurları, yıllardır adalet arayışında. Birçok yatırımcı, birikimlerini kaybettiği için psikolojik ve ekonomik zorluklar yaşadı. SPK'nın, mağdurların zararlarını tazmin etmediği gibi, sorumlular hakkında da yeterli işlem yapmadığı belirtiliyor. Taşkesenlioğlu ise görevden ayrıldıktan sonra herhangi bir açıklama yapmadı. Konuyla ilgili olarak SPK'dan henüz resmi bir açıklama gelmedi.
Günümüzde Durum ve Bağlam
Bugün gelinen noktada, Türkiye'de sermaye piyasalarına olan güven sarsılmış durumda. Yatırımcılar, benzer bir vurgunun tekrar yaşanmaması için daha sıkı denetim talep ediyor. SPK'nın yeni yönetimi, geçmişteki hataları telafi etmek için bazı adımlar atsa da, yaşanan mağduriyetler hala giderilebilmiş değil. Taşkesenlioğlu'nun sözleri, sadece bir gaf değil, aynı zamanda kurumsal bir sorumluluğun ihmalini gözler önüne seriyor. Bir düzenleyici kurumun başkanının, halkın teveccühünü övmek yerine, onların haklarını korumak için harekete geçmesi gerekirdi. Bu olay, denetim mekanizmalarının ne kadar hayati olduğunu ve siyasi iradenin bağımsız kurumlar üzerindeki etkisini bir kez daha gösteriyor.