Türkiye, son iki yılda AKP iktidarının karşı karşıya kaldığı derin bir çaresizlik sarmalına tanıklık ediyor. Ekonomik kriz, artan işsizlik, hayat pahalılığı ve muhalefetin giderek güçlenen sesi, hükümetin manevra alanını daraltırken, siyasi istikrarsızlık ülkenin dört bir yanında hissediliyor. 2023 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından iktidarın el değiştirmemiş olmasına rağmen, hükümetin elindeki araçların etkisizleştiği ve toplumsal desteğin ciddi şekilde aşındığı görülüyor.
Ekonomik Kriz ve Çaresizlik
Son iki yılda Türkiye ekonomisi, döviz kurlarındaki dalgalanma, enflasyonun yüzde 80'lere dayanması ve ardından gelen faiz artışlarıyla sarsıldı. Merkez Bankası'nın bağımsızlığına yönelik endişeler, uluslararası yatırımcıların Türkiye'den çıkışını hızlandırdı. Hükümetin düşük faiz politikası, kısa vadede büyümeyi tetiklese de, uzun vadede fiyat istikrarını bozarak vatandaşın alım gücünü eritti. 2023 yılında asgari ücrete yapılan zam, enflasyon karşısında erirken, emekliler ve sabit gelirliler büyük bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı. Ekonomi yönetimindeki belirsizlik, iş dünyasını da olumsuz etkiledi; birçok firma iflasın eşiğine gelirken, işsizlik oranları yeniden çift hanelere yükseldi.
Muhalefet ve Toplumsal Tepkiler
Muhalefet partileri, özellikle CHP ve İyi Parti, iktidarın çaresizliğini her fırsatta gündeme taşıdı. 2023 seçimleri sonrası muhalefetin yenilgiye uğramasına rağmen, sokaklardaki protestolar ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri azalmadı. Özellikle kadın cinayetleri, yoksulluk ve işsizlik gibi konularda düzenlenen eylemler, hükümete karşı toplumsal bir tepki dalgası oluşturdu. İktidarın bu tepkilere yanıtı ise genellikle güvenlik güçlerini kullanmak veya konuyu gündemden düşürmek şeklinde oldu. Bu durum, hükümetin çözüm üretme kapasitesinin sorgulanmasına yol açtı.
Dış Politikada Çıkmaz
Son iki yılda Türkiye'nin dış politikası da zorlu sınavlardan geçti. ABD ile ilişkilerde S-400 krizi ve F-16 tedariki konusunda yaşanan gerginlikler çözüme kavuşturulamazken, AB ile olan ilişkilerdeki tıkanıklık devam etti. Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile yaşanan gerilim, diplomasi yerine askeri hamlelerle yönetilmeye çalışıldı. Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü oynayan Türkiye, bu sayede bir nebze olsun itibar kazansa da, Batı ile Rusya arasında sıkışan bir pozisyonda kaldı. Suriye'deki askeri operasyonlar ve mülteci politikası ise iç kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
Yargı ve Demokrasi
Yargı bağımsızlığı konusundaki endişeler, son iki yılda daha da arttı. Gazetecilerin, akademisyenlerin ve muhalif siyasetçilerin hapis cezaları alması, uluslararası camiada Türkiye'nin demokrasi karnesini olumsuz etkiledi. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, hukuk devleti ilkesinin zedelenmesine yol açtı. Bu durum, iktidarın çaresizliğini artıran bir başka faktör olarak öne çıkıyor.
Bağımsız Değerlendirme
AKP iktidarının son iki yılı, sadece ekonomik ve siyasi değil, aynı zamanda toplumsal bir çözülmenin de göstergesi oldu. Hükümetin elindeki güç araçları her ne kadar geniş olsa da, bunları etkili bir şekilde kullanma becerisi giderek azalıyor. Çaresizlik sarmalı, iktidarın meşruiyetini sorgulatırken, alternatif bir siyasi akımın doğuşunu da tetikleyebilir. Ancak muhalefetin de beklentileri karşılayamadığı bir ortamda, siyasi kutuplaşma daha da derinleşiyor. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı gelişmeler, bu çaresizlik sarmalından çıkışın mümkün olup olmadığını gösterecek.