İsrail'in Doğu Akdeniz'deki yayılmacı saldırganlığı, uluslararası ilişkilerde sıklıkla jeopolitik ve teopolitik bağlamlarda değerlendiriliyor. Ancak bu indirgemeci yaklaşım, Siyonizm'in kolonyal bir ideoloji olarak Batı'yı birleştiren işlevini göz ardı ediyor. Meşrulaştırma kavramının Türkçe'de anlamlı bir karşılığı olmaması, bu olgunun kavranmasını zorlaştırıyor; körleşme kavramı ise sürecin yarattığı algı bozukluğunu daha iyi ifade ediyor.
Siyonizm'in Kolonyal Temelleri
Siyonizm, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa'da ortaya çıkan bir ideoloji olarak, Yahudi halkı için bir "ulusal yuva" kurmayı amaçladı. Ancak bu hedef, Filistin topraklarında zaten yaşayan Arap nüfusun varlığını yok sayan bir kolonyal projeydi. Theodor Herzl'in 1896'da yayımladığı "Der Judenstaat" (Yahudi Devleti) adlı kitabı, bu kolonyal vizyonun manifestosu niteliğindeydi. Siyonizm, Filistin'e yönelik göç ve yerleşim politikalarıyla, Avrupa'nın denizaşırı kolonyalizminden farklı olarak, "geri dönüş" retoriği altında yürütülen bir yerleşimci kolonyalizm örneği sergiledi.
Batılı güçler, özellikle de İngiltere, 1917 Balfour Deklarasyonu ile Siyonizm'i resmen destekledi. Bu destek, yalnızca stratejik çıkarlarla sınırlı değildi; aynı zamanda Batı'nın Orta Doğu'daki kolonyal düzenini meşrulaştırma aracıydı. İngiltere'nin Filistin Mandası döneminde (1920-1948), Siyonist yerleşimler teşvik edildi ve Filistinli Arapların hakları sistematik olarak gasp edildi. Bu süreç, Siyonizm'in kolonyal bir ideoloji olarak Batı'nın emperyal çıkarlarıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Batı'yı Birleştiren İdeolojik İşlev
Siyonizm, Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı ittifakının ideolojik tutkalı haline geldi. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, yalnızca stratejik bir ortaklık değil, aynı zamanda Batı'nın kendi kolonyal geçmişiyle yüzleşmekten kaçınmasının bir aracı. İsrail, Batı'nın Orta Doğu'daki "ileri karakolu" olarak sunulurken, Siyonizm'in kolonyal doğası görmezden geliniyor. Bu durum, Batı'nın kendi içindeki farklı siyasi gelenekleri (liberalizm, muhafazakarlık, sosyal demokrasi) ortak bir paydada birleştirmesini sağlıyor: İsrail'in güvenliği söylemi, eleştirinin sınırlarını belirliyor.
Meşrulaştırma kavramı, bu ideolojik işlevi açıklamakta yetersiz kalıyor. Zira meşrulaştırma, bir eylemin haklı gösterilmesi anlamına gelirken, Siyonizm'in Batı'daki işlevi daha çok bir "körleşme" yaratıyor. Körleşme, bireylerin ve toplumların belirli bir olguyu algılama yetisini kaybetmesi anlamında kullanıldığında, Batı'nın İsrail politikalarına yönelik eleştirel bakış açısının nasıl köreldiğini daha iyi açıklıyor. Örneğin, İsrail'in 2018'de kabul ettiği "Ulus Devlet Yasası", Filistinlileri ikinci sınıf vatandaş konumuna indirgerken, Batı başkentlerinde bu yasa büyük ölçüde sessizlikle karşılandı. Bu sessizlik, körleşmenin somut bir göstergesi.
Doğu Akdeniz'de Yayılmacılık ve Enerji Politikaları
İsrail'in Doğu Akdeniz'deki yayılmacı politikaları, son yıllarda enerji kaynakları üzerinden yeni bir boyut kazandı. 2010'da keşfedilen Leviathan ve Tamar doğalgaz sahaları, İsrail'in bölgesel güç dengesini değiştirmesine olanak tanıdı. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurduğu ittifaklar aracılığıyla, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın haklarını hiçe sayan adımlar attı. Bu durum, Siyonizm'in kolonyal mantığının sadece Filistin'le sınırlı olmadığını, bölgesel bir yayılmacılığa dönüştüğünü gösteriyor.
ABD'nin 2019'da İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıması, bu yayılmacılığın Batı tarafından nasıl meşrulaştırıldığının çarpıcı bir örneği. Uluslararası hukuka aykırı olan bu karar, Batı'nın kendi ilkelerini (toprak bütünlüğü, işgalin kabul edilmezliği) nasıl askıya aldığını ortaya koydu. Körleşme kavramı, tam da bu noktada devreye giriyor: Batı, İsrail söz konusu olduğunda kendi hukuki ve ahlaki standartlarını uygulayamaz hale geliyor.
Meşrulaştırma Değil Körleşme: Kavramsal Bir Ayrım
Türkçe'de "meşrulaştırma" (legitimation) kavramı, genellikle bir eylemin haklı gösterilmesi anlamında kullanılıyor. Ancak Siyonizm'in Batı'daki işlevi, basit bir haklılaştırmadan öte, bir algı bozukluğu yaratıyor. Batılı kamuoyları, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarını "güvenlik" çerçevesinde değerlendirirken, kolonyal boyutu göremiyor. Bu körleşme, medya, akademi ve siyaset kurumlarının ortak üretimiyle sürdürülüyor. Örneğin, ABD'de İsrail karşıtı görüşler uzun süre ana akım medyada yer bulamadı; ancak son yıllarda genç nesillerin ve insan hakları örgütlerinin baskısıyla bu duvar çatlamaya başladı.
Körleşme kavramı, aynı zamanda Batı'nın kendi kolonyal geçmişiyle yüzleşememesini de açıklıyor. Avrupa'nın sömürgecilik tarihi, İsrail'in kuruluş ve genişleme süreciyle paralellikler taşıyor. Bu paralellik, Batı'nın İsrail eleştirisini kendine yönelik bir eleştiri olarak algılamasına yol açıyor. Dolayısıyla körleşme, sadece bir algı sorunu değil, aynı zamanda bir tarihsel sorumluluktan kaçış stratejisi.
Sonuç: Eleştirel Bir Bakışın Gerekliliği
Siyonizm'i kolonyal bir ideoloji olarak ele almak, Batı'nın İsrail politikalarını anlamak için kritik bir anahtar sunuyor. Ancak bu analiz, tek başına jeopolitik veya teopolitik çerçevelerle sınırlı kalmamalı. Meşrulaştırma kavramının yetersizliği, körleşme kavramının daha açıklayıcı olduğunu gösteriyor. Batı'nın İsrail'e yönelik desteği, sadece stratejik çıkarlarla değil, aynı zamanda kendi kolonyal mirasını gizleme ihtiyacıyla da ilgili. Bu körleşme, Filistin halkının haklarının görmezden gelinmesine ve Doğu Akdeniz'de istikrarsızlığın sürmesine neden oluyor. Eleştirel bir bakış, hem Batı'nın kendi içindeki çelişkileri hem de bölgesel dinamikleri daha iyi anlamak için gerekli.