Bir sinema salonunda oturup ışıklar karardığında, muhtemelen bu sanat dalının 130 yılı aşkın süredir var olduğu gerçeği üzerinde durup düşünmezsiniz. Ancak bugün sinema, hem Türkiye'de hem de dünyada ciddi bir varoluş kriziyle karşı karşıya. Seyirci sayısı her geçen yıl azalıyor, salonlar birer birer kapanıyor. Bu düşüşün arkasında ekonomik sıkıntılar, dijital platformların yükselişi ve siyasi karar alıcıların sinemaya yeterince önem vermemesi yatıyor.
Sinema Salonlarının Boşalma Nedenleri
Son yıllarda sinema salonlarını dolduran seyirci profili değişti. Özellikle pandemi sonrası insanlar evlerinde daha fazla vakit geçirmeye başladı. Netflix, Disney+, Amazon Prime gibi dijital yayın platformları, yüksek bütçeli yapımları doğrudan evlere sunuyor. Bu durum, sinemaya gitme alışkanlığını derinden sarstı. Türkiye'de 2019'da 70 milyonun üzerinde olan yıllık seyirci sayısı, 2023'te 30 milyonun altına düştü. 2024 verileri ise daha da kötümser bir tablo çiziyor.
Ekonomik kriz, bilet fiyatlarını katladı. Bir ailenin sinemaya gitmesi, neredeyse bir haftalık gıda harcamasına denk hale geldi. Ayrıca sinema salonlarının kira, enerji ve personel maliyetleri de hızla arttı. Birçok bağımsız sinema, bu yükün altından kalkamayarak kepenk indirdi. Büyük şehirlerde bile salon sayısı azalıyor; Anadolu'da ise sinema neredeyse lüks bir hizmet haline geldi.
Siyasi İhmal ve Destek Eksikliği
Sinema, sadece bir eğlence aracı değil; aynı zamanda kültürel bir miras ve toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır. Ancak siyasi iktidarlar, sinemayı genellikle sanat dalı olarak değil, ticari bir sektör olarak görüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sinemaya ayırdığı bütçe, toplam bütçenin binde birinden bile az. Oysa Fransa, Güney Kore gibi ülkelerde sinema, devlet tarafından stratejik bir sektör olarak destekleniyor. Türkiye'de ise yerli film yapımcıları, fon bulmakta zorlanıyor; dağıtım ağı sorunları yaşanıyor.
Bazı belediyeler, sinema salonlarını kapatıp yerine AVM veya otopark yapmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, kültürel erişimi kısıtlıyor. Özellikle gençler ve dar gelirli vatandaşlar, sinemadan tamamen kopuyor. Siyasi partilerin programlarında sinemaya dair somut bir vaat bulunmuyor. Sanatçılar ve sivil toplum kuruluşları, acil bir sinema politikası oluşturulması çağrısı yapıyor.
Çözüm Arayışları ve Gelecek Perspektifi
Sinemanın kurtuluşu için birkaç adım öne çıkıyor. Öncelikle, devlet destekli sinema fonlarının artırılması ve şeffaf bir şekilde dağıtılması gerekiyor. Yerli yapımların uluslararası platformlarda yer alması için teşvikler sağlanmalı. Ayrıca, sinema salonlarının dijital altyapılarını güçlendirmesi ve etkinliklerle seyirci çekmesi teşvik edilmeli. Belediyeler, halk günleri düzenleyerek düşük fiyatlı gösterimler yapabilir. Kültür-sanat etkinlikleriyle sinema, yeniden bir buluşma noktası haline getirilebilir.
Uluslararası deneyimler gösteriyor ki, sinema sektörü doğru politikalar ile ayağa kalkabilir. Güney Kore, 1990'lı yıllarda iç pazarı koruyarak ve yerli yapımları destekleyerek sinemasını küresel bir güç haline getirdi. Türkiye de benzer bir yol izleyebilir. Ancak bunun için öncelikle sinemanın sadece bir ticari meta olmadığı, kültürel bir hak olduğu kabul edilmeli.
Sonuç olarak, sinema koltukları boşalırken aslında toplumsal bir hafıza da siliniyor. 130 yıllık bu sanat dalını yaşatmak, sadece sinemaseverlerin değil, tüm toplumun sorumluluğunda. Siyasi irade, sanatçılar ve seyirciler el ele verirse, perde yeniden açılabilir. Aksi halde, karanlık salonlarda sadece anılar kalacak.